… hem de alnımızın akıyla. Eğer işin içindeyseniz, dışarıdan ne kadar iyi görünse de içinize sinmez yaptığınız şey. Ama bu sefer öyle olmadı, aslında sempozyumu yaptığımız SEM’deki bir kaç elektrik kesintisi, projektörlerdeki bazı sorunlar, yemeklerin yeterince lezzetli olmaması gibi durumlar içimi kemirse de hem organizasyon olarak bizler hem de konuklarımız çok memnun ayrıldık sempozyumdan.

IMG_1584
DSC_0050

Bir kere sempozyumun küçük çaplı olması “aa Ahmet sen de mi burdaydın” tadında bir kahve molası zevki sunuyor. Eski dostlar, aynı ofislerde çalıştığımız arkadaşlar, hocalarımız, ve zaman geçtikçe tanıdığımız insanları bir arada görmek çok mutlu ediyor insanı. Ve zamanın ne kadar çabuk geçtiğini de hatırlatıyor tabii, lisansının ilk yıllarını hatırladığımız arkadaşlarımız artık neredeyse doktora bitirme aşamasına gelmişler. Aynı ofisi paylaştığımız arkadaşlarımız Türkiye’nin dört bir yanındaki üniversitelerde çalışmaya başlamış, artık birbirimize yüksek lisans doktora öğrencilerimizi takdim eder hale gelmişiz. Bu işin duygusal kısmı tabii :) Akademik kısmı ise daha anlamlı hale geliyor çünkü artık kimlerin ne çalıştığını benimsiyorsunuz, kimlerle işbirliği yapabileceğiniz konusunda fikir yürütür hale geliyorsunuz.

 

Sempozyum açılışında iki davetli konuşmacımız vardı, birisi Kore Eğitim Sistemi ve Teknoloji Entegrasyonu konusunda konuşan Prof. Dr. Myunghui Hong, ikincisi ise Türkiye adresli dergiler ve etik konulu konuşması ile Prof. Dr. Metin Balcı. Hong’un konuşmasına açıkçası bazı sorunları çözmeye çalışırken çok fazla iştirak edemedim. Ancak farkedilir biçimde, Kore’nin ekonomi ve eğitimdeki dönüm noktaları bizimkine benziyordu. Fatih projesine benzer bir projeyi onlar çok daha önce yapmışlardı ve bu anlamda Fatih projesini anlamak için iyi bir fırsattı bu konuşma.

DSC_0200

Metin Balcı’nın konuşması sırasında ise herkes gibi yerime çakıldım diyebilirim. Çünkü benim de şahit olduğum pek çok etik problemini o kadar detaylı o kadar kanıtlara dayanır şekilde ifade etti ki, tüm akademik geçmişimi sorguladım ve bundan sonraki tavrımı belirledim diyebilirim.

Sempozyumun en önemli kısmı tabii ki bilgi alışverişi kısmı, ancak muhtemelen benim için sunumlardan en az istifade ettiğim sempozyum bu oldu, çünkü bunu bizler organize ediyorduk ve ne zaman bir oturuma girsem bir sebeple dışarı çıkmak durumunda kaldım. Ama yine de İzmir’de keşfettiğimiz Yeşim Kunter’in çalıştayına, bir sunum oturumuna katılmayı başardım. Bu tek çalıştaydan bile güzel proje fikirleri çıktı ortaya. Yeşim Kunter’in çalıştay için getirdiği Furby’e “Erzurum, günaydın” dedirtmek için gösterdiğimiz çocuksu çaba ise gerçekten takdire değerdi :) (Herkes şahittir ki en fazla ben çabaladım :)

IMG_1648

Konuklarımız ise bilgi alışverişinden bir hayli memnun kaldılar, özellikle semzpozyum alanımız buna çok müsaitti, tüm salonların oldukça geniş bir fuaye alanına açılıyor olması kimsenin kenarda köşede kalmaması için çok avantaj sağladı. Sosyal medyayı etkin şekilde kullanmamız öncesinde ve sonrasında bir çok tanışıklıklara vesile oldu. Bir çok salon her sunumda tam olarak dolmuştu. Ayrıca sms sistemi ile sunum değerlendirmesi yapmamız hem bir rekabet hem de heyecan unsuru oluşturdu. Ama tabii, bunu abartan bazı dostlarımızın sunumu için 200’den fazla sms oyunun atılmış olması da gözümüzden kaçmadı (normalde her sunumda ortalama 25 kişi mevcuttu) :)

Türkiye’deki sempozyumlara özgü olduğunu tahmin ettiğim eğlence boyutunu da unutmamıştık tabii, geçen yılda olduğu gibi gala gecemizde lisans öğrencisinden profesörüne aynı pistte 3 saat geçirdik :) Pazar günü ise Tortum gezimiz vardı, şu sempozyum olmasa Tortum Şelalesini ne zaman görürdüm acaba… Hele bir de Tortum Yedigöller var ki, suyun temizliğine, ortamın yeşiline, balığın lezzetine diyecek yok…

IMG_2684
DSC_0425

Sempozyumla ilgili atlanılmaması gereken bir durum var ki o da lisans öğrencilerimizin özverisi… Biz bile tanıyamadık onları desem abartmış olmam… İtiraf etmeliyim ki bu kadar özverili şekilde bir ekip çalışması beklemiyordum. En ufak bir pürüz yaşanmadan, “bu benim görevim değil” demeden, yüzlerindeki gülümsemeyi eksiltmeden konuklarımızı en güzel şekilde ağırladılar. Her türlü problemlerini çözmek için çabaladılar, öyle ki konuklar bile onların bu haline şaştı. Hatta bir öğrencimiz valizinin taşınmasına yardım ettiği bir hocamızın ona “hocalarınız bizlere bu şekilde yardım etmezseniz size sert mi davranırlar” diye sorduğundan bile bahsetti :) Oysa bizim geride bu ekipte olmak isteyen en az 50 öğrencimiz daha vardı, ve onlar sempozyum ekibine giremedikleri için çok buruktular, malesef hepsini görevlendirmek mümkün olmadı. Hepsini gönülden tebrik ediyorum.

DSC_0193

Bir sonraki ICITS Edirne’de, 2015’teki ise Eskişehir’de yapılacak. Heyecanla bekliyoruz…