Akademik yazılar

2014-06-20 19-33-46

EU Kids Son Toplantısı

Mükemmel bir ekip çalışması, büyük özveri ve harika bir proje yönetimi ile EU Kids Online projesinin 3. ayağı da sona erdi. Milano’da yapılan son toplantıya ben katıldım Türkiye’den. Dünyadaki ekonomik kriz galiba projelerde de etkilerini gösteriyor olmalı, Erasmus başvurum kabul edildi, ama sadece 5 gün destekleniyor, EU Kids Online projesinin ilk ayağında her ülkedeki ekiplerden 2 kişi destekleniyordu, 2-3. ayağında tek kişi desteklendi, şimdi 4. ayağı başlamak üzere ve tek kişi desteklenecek ancak bu kez yemek de hariç. Giderek Avrupa kemerleri sıkma politikası uyguluyor sanırım. Avrupa’nın değişmeyen özelliği ise şehirleri, her şehir birbirine benziyor, bir kaç ayırt edici yapı haricinde. Milano’yu kocaman kapıları, ilginç kapı kolları, binaların apartman dış kapısından girilince sizi sürpriz yapan bahçeleri, Doumo Kilisesi ile hatırlayabilirim. Tabi bir de harika pahalılığı ile! Yazlık bir bluz sokak arası küçük sıradan bir mağazasında bile 200 Euro’dan başlıyordu.

2014-06-20 19-33-46

2014-06-19 19-53-20

2014-06-19 19-13-19

Milano’daki toplantılar hep 3. aşama boyunca ortaya konulan çıktıların gözden geçirilmesini içeriyordu. Geliştirilen politikalar, yeni katılan ülkelerde ortaya konulan raporlar, web sayfasının daha işlevsel ve daha fazla talepleri karşılar hale getirilmesi, nitel bulgulaırn tartışılması ve bir sonraki aşamada nelerin yapılacağına karar verilmesi genel toplantı konularıydı. Gerçekten İnternet Riskleri boyut değiştiriyor, sürekli güncel kalabilen bir konu. Çünkü teknolojilerin şekli şemali değişiyor. Düşünsenize proje 2006 yılında başladığında henüz Facebook bilinen bir şey değildi dünyada (ben bilmiyordum mesela :)). Ama şimdi Facebook kaynaklı bir çok internet problemi ile karşı karşıyayız. Hele mobil cihazlar, daha doğrusu yazılımlar… O gün bineceğim uçağa yetişmem için evden kaçta çıkmam gerektiğini hesaplayıp bana mesaj veren bir google var mesela. Teknolojinin bu kadar sarıp sarmalaması, insanın özelinin hiç kalmaması, ya da kafasını dinlemek istese de hala kolay ulaşılabilir olması yakında farklı farklı risk tanımlarını doğuracaktır muhakkak. İşte buradan yola çıkarak bizler de Türkiye’de farklı projeler için hazırlıklara başladık.

Avrupa’nın ekonomik krizinden bahsetmiştim yazının başında. Bu yazıyı henüz yayınlayamadan yani 6 ay sonra bu kez Brüksel’de toplandık EU Kids için. Ancak ne yazık ki EU Kids IV şu anda sadece isim olarak mevcut desteklenmiş durumda yani herhangi bir proje yok, sadece bu ayağın ilk toplantısı mahiyetinde ufak bir destek sağlanmış. Yine de bizim gayretli proje yöneticilerinin çabaları devam ediyor. Eğer EU Kids Online, Avrupa Komisyonunun Safer Interet programı tarafından desteklenirse projenin amacı 2017’de EU Kids Online anketini tekrar uygulayarak uygulamaların etkinliğini görmek olacak. Öte yandan bu süreden daha önce ülkelerin kendi proje destek kuruluşlarına başvurarak bütçe bulup bulamayacakları sorusuna ise sadece Türkiye olumlu yanıt verdi. Anket çalışmasını bir yana bırakırsak, her ülkenin bu konudaki ajandasına bakıldığında her ülkeden 1 ile 5 arasında farklı çalışmanın tasarlandığı düşünülürse yaklaşık 100 çalışma önerisi getirildi. Yani çocukların internet güvenliği, bilinçlendirilmesi ve başa çıkma stratejilerine yönelik, farklı yaş gruplarından çocuklar, aileler, öğretmenler ve politika geliştiricilere yönelik yapılacak pek çok çalışma var.

2015-01-23 12-49-11

Son olarak Avrupa şehirleri birbirine benziyor demiştim, Brüksel de yine aynı bol süslemeli, ihtişamlı binaları ile artık gözümüzün alıştığı bir yer gibi geldi. Ama diğerlerinden daha sönük geldi, şehre ilk girerken aklımdan “Avrupa şehirlerinde hiç yol, inşaat çalışması olmaz mı her şey mi yerli yerinde olur” diye geçiyordu, sonra metroya bir inşaat yığını arasında (hem de ciddi anlamda tehlikeli durumdaydı inşaat) ulaşınca ve otelden toplantı yerine kadar her sokakta üç tane inşaat görünce içim rahatladı doğrusu :) Ama Milandaki daha özeni, sıcaklığı, doğal güzelliği ve estetiği Brüksel’de görmediğimi söyleyebilirim. Bir de Erzurumda sadece şöyle bir atıştırdı diyebileceğimiz hemen erimeye meyilli bir kar yağdı döneceğimiz sabah ve bütün ulaşım aksadı, 40 dakika sürekli gecikeceği anons edilen bir otobüsü beklemeyi bırakıp en son taksi ile ulaştık havalimanına. Bundan sonra Erzurum’la ilgili en ufak şikayette bulunmayacağım, kar konusunda uzman ve gayet hızlı hareket eden bir şehrimiz olduğuna emin oldum.

2015-01-22 10-35-32

DSC_0057

Bir Amerika Gezisi

En son Ekim ayında AECT için Los Angeles’a gittikten sonra yazamamıştım konferans hakkında. Kısaca bahsetmek gerekirse, AECT her geçen yıl ya daha sönük oluyor ya da ben konferanslara katıldıkça artık beklentilerim artıyor. AECT farklı etkinlikler konusunda çok çok zengin bir konferans olsa da maalesef sunumlarda pek izleyici yoktu.

AECT’ten sonra aklımdan da geçiyordu kimbilir bir sonraki ziyaretim ne zaman olur diye (Çok hevesli olmaktan değil, bu kadar yorucu bir yolcuğa ne zaman hazır olabilirim anlamında). Ama bir buçuk ay kadar önce bölüm başkanımın Amerika’ya gitme planından vazgeçmesiyle hızlı bir şekilde tekrar gitmek için hazırlandım. Dış İlişkiler Ofisi Koordinatörü Prof Dr. Fahri Yavuz, dekanımız Prof. Dr. Ali Yıldırım, fakülteden Prof. Dr. Mustafa Sözbilir, Yrd. Doç. Dr. Sinan Koçyiğit ve Yrd. Doç. Dr. Meryem Tan Çelik ile beraber hayatımın en uzun karayolu yolculuğunu da yaşamak üzere Amerika’ya geldik. İlk durağımız New York’tu. Gece vakti otele geldiğimizde otel görevlisinin bir uzunca bir zamandır (7 yıl) doktora eğitimine ara vermiş bir Türk olduğunu görünce sevinmiştik ama sabah kahvaltıdaki başka bir görevlinin biz waffle yapmak için makineye fazla hamur koyunca “bilmiyorsanız sorun!” diye bize çıkışması ile yüzümüz asıldı (Amerikalı olan birisi bunu asla yapmazdı onu biliyorum).

DSC_0334

Sabah erkenden arabada bir country müzik eşliğinde Columbus yoluna çıktığımızda farkettim ki Türkiye’de dinleyeceğiniz bir yol türküsü ne ise Amerika yollarında ancak bir country müzik de o şekilde etki oluşturuyor. Tümseksiz dümdüz giden hiçbir şehir trafiğine karışmayan yolculuğumuz 10 saat sürdü. Yol boyunca belediyelerin oluşturduğu dinlenme alanlarındaki temizlik ve çevre düzenlemeleri harikaydı. Columbus’ta bizi ilk akşam geçen yıl değişim programı ile ünivesitemize gelen Bob yemeğe aldı, bize kendi elimizle pizzalar yaptırdı J (İtalyandı kendisi). Geçen yıl ülkesine dönerken Türk kahvesi, çayı, çaydanlık, ince belli bardak bir sürü şey almış, hepsiyle bize servis yaptı (rolleri değiştik yani J). Konukları arasında yine bu yıl 1 aylık ülkemize gelecek olan İngilizce öğretmenleri vardı, aralarından bir tanesi kendi hazırladığı müzik CD’sini hediye etti, hala dinliyorum.

DSC_0412

Columbus’taki ikinci günümüz Ohio State University’de (OSU) geçti. İlk olarak Fahri Hoca’nın birlikte toplantıya katılacağı üniversitenin Orta Doğu Çalışmaları merkezi müdürü olan Prof. Dr. Alam Payind ile görüşmemiz vardı. Şu sırada bu bölüme olan yoğun ilgiden, öğrencilerin ve işlerin artmasına rağmen bütçede değişim olmamasından bahsetti (şikayet etti mi demeli acaba J). Şu bütçe meselesi ne mühim burada, kime işin püf noktasını sorsanız bütçe, sponsor, kaynak kelimesini duyarsınız. Amerikalı gençler de iş imkanlarını bulma konusunda farklı ülkelere açılmanın yollarını ve yeni iş imkanlarını çok iyi analiz ediyorlar gerçekten. Keşke bizim gençlerimiz de yabancı ülkelerde yeni iş sahaları için kendilerini geliştirmekte bu kadar iştahlı ve cesaretli olsalar. Şu anda Orta Doğu’da bir çok iş imkanı var değerlendirebilenler için. Alam Payind ile görüşmeden sonra Fahri hoca ikili anlaşmalar için toplantıların yolunu tutarken biz de Eğitim Fakültesi’ni (College of Education and Human Ecology) ziyaret ettik, burada Richard Lomax, Karen Irving, Tiffany Wild bizi bekliyordu. Özellikle Mustafa Hoca Fen Eğitimi için özel eğitim konusunda aradığı kişiyi yani Tiffany Wild’i buldu. Dünyada şu anda belki de Fen Eğitimi konusunda özel eğitim (engelli eğitimi) üzerinde çalışan ve bu konuda projeleri olan tek kişi. Bu konuda çalışmayı düşünen varsa iletişime geçilebilir.

DSC_0485

IMG_6268

Tüm toplantılar öğleye kadar bitince, önce muhteşem kütüphanesini gezindik ve sonra Columbus’ta kuvvetli bir yağmur altında bir akşam alışverişine çıktık ve sonra sabah erkenden bu kez Nebraska için yola koyulduk. Yol boyunca farkettik ki 2 günde 7 eyalet görmüşüz New Jersey, Pennsylvania, Ohio, Indiana, Illinois, Iowa ve Nebraska. Iowa’nın Ames şehri benim 1 yıl boyunca kaldığım ve harika anılarımın olduğu yerdi, Des Moine’e (Iowa’nın başkenti) çok yakın bir yerden geçtik ve muhtemelen Ames’e sadece yarım saatlik yolumuz vardı ama çok zamanımız yoktu. Onun yerine Iowa City’e uğramıştık, University of Iowa Tıp Fakültesinden Doç. Dr. Bahri Karaçay sağolsun bizi evinde ağırladı ve güzel bir Türk çayı ile yol yorgunluğunu biraz üzerimizden attık. Bahri Hoca Amerikalı arkadaşları ile bir müzik grubu kurmuş ve birkaç albüm yapmışlar. Üstelik gruplarının adı Türkana idi J (Nedense şimdi Dragonfly filmini hatırladım J). Aldığımız CD’leri yol boyunca dinlemekten büyük keyif aldık. Nebraska’da Lincoln şehrine yaklaşırken gerçekten artık takatimiz kalmamıştı. En son şoförümüz Fahri Hoca’nın da uyumaması için bağıra çağıra şarkı söylediğimizi, hatta bir ara bir zılgıt sesini bile hatırlıyorum :)

DSC_0650

Lincoln de bir çok üniversite şehri gibi fazlaca sakin bir şehir. Lincoln’deki asıl ziyaret amacımız yine ikili işbirlikleri için yeni öneriler getirmek, değişim programları için çeşitli anlaşmalar imzalamak ve gezi ekibindeki okul öncesi bölümü hocalarının Lincoln’deki okul öncesi öğrencileri ve bakıma muhtaç çocuklar için oluşturulmuş laboratuvarlarda incelemeler yapmasıydı.

IMG_6635

Ziyaretimizin İlk gününde Lincoln’deki Ruth Staples Child Development Laboratory ve Educare hepimizi gerçekten çok etkiledi. Ruth Staples’ta, benim de ilk kez duyduğum Reggio Emilia yaklaşımı ile eğitim veriliyormuş. Her çocuk için bireysel bir program yürütülüyor ve çocuklar günün büyük çoğunluğunu dış ortamda geçirip, el becerisine yönelik birçok aktiviteler yapıyorlar. Aileler de eğitime büyük oranda dâhil edilmiş durumdalar. Dönüş uçağında yanımda Amerikalı bir anaokulu öğretmeni vardı, onlar da Reggio Emilia yaklaşımını uyguluyorlarmış, bana etkinlik resimlerini gösterdi, çocuklar bir kuaför dükkânı oluşturmuşlar, burada gerçekten saç yapıyorlar (kesme yok), fiyat listesi belirliyorlar ve kozmetik ürünleri satıyorlarmış. 5 yaşın altındaki çocukların bunları yaptığına inanmak gerçekten güç eğer resimleri görmeseydim.

IMG_6335IMG_6350IMG_6348IMG_6343

Lincoln’de ziyaret ettiğimiz ikinci eğitim merkezi Educare idi. Burada maddi durumu elverişli olmayan ailelerin 0 yaşından itibaren çocuklarına bakım hizmeti veriliyordu. Her 3 çocuğa 1 eğitici düştüğü bu merkezin benzerini okul öncesi bölümündeki arkadaşların oluşturmalarının bizim bağlamda biraz zor olduğu kanaatindeyim. Çünkü bizde çok fazla destek programı mevcut değil,  bu gibi yerler bir çok destek kanalından yardım alınmadan yapılamaz ve en önemlisi bu kadar insan gücüne karşılık bu kadar az kişiye hizmet edilmesi alınacak desteği imkansız hale getirir. Bu laboratuvarda en dikkati çeken şey araştırmacılar için laboratuvarın özel olarak tasarlanmış olması. Bakım yapılan her salona özel araştırmacı odası yerleştirmişler, tek taraflı cam sayesinde salondaki çocuk ve eğiticiler bu odayı göremiyor ancak araştırmacılar hem çocukların bulundukları salonu inceleyebiliyorlar, hem de ses ve görüntü kaydı yapabiliyorlar net bir şekilde.  Tabi böyle bir incelemenin yapılması için bir çok prosedürün yerine getirilmiş olması gerekiyor.

IMG_0733

Bu arada yine bizim alanda nitel araştırma yöntemleri konusunda kitapları oldukça popüler olan Prof. Dr. John Creswell ile de görüşme imkanımız oldu. İlk olarak eğitim fakültesinde yaptığımız görüşmelerde yüksek lisans ve doktoradaki öğrencilerin kısa süreli de olsa araştırma için gelebilmeleri adına bazı kararlar alındı. Bu noktada maalesef üniversitemizde dil problemi var, onun dışında öğrenci masrafını karşıladıktan sonra Amerika’daki üniversiteler her zaman böyle uzun süreli ziyaretlere açık. Günün sonuna doğru Bilkent’te 1 yıldan fazla öğretim üyeliği yapmış olan Theresa Catalano bir çay daveti verdi ve yine büyük bir incelikle küçük bardaklarla servis etti. İnsanların Türkiye ile ilgili güzel anılarının hatta özlemlerinin olmasını ve Nebraska’dan gelecek olan Amerikalı meslektaşların heyecanlarını görmek ne gurur ve mutluluk verici :)

IMG_1793

 

Nebraska ziyaretinin ikinci günü tamamen tahtadan yapılmış bir tesise sahip bir golf sahasında yapılan Nebraska Center for Research on Children, Youth, Families and Schools (CYFS)’un konferansında geçti, konferansın teması yine erken çocukluktu. Konferans açılışından sonra küçük odalara ayrılıp sunumları izledik. Benim girdiğim salonda genellikle erken çocukluk döneminde verilen çevre, sosyal sorumluluk, ahlaki gelişim ve farklı bireylere saygı gibi konulardaki çalışmalar sunuldu. Her sunumun sonunda izleyicilerin sunumla ilgili izlenimlerini kendilerince özetleyebilecekleri bazı sorular sorulmuştu. Her sunumdan sonra farklı masalardaki dinleyiciler kendi aralarında bu soruları tartışarak diğerleri ile paylaştılar. Çok hoş bir yansıtıcı pratik uygulamasıydı.

DSC_0875

Nebraska’da her öğle ve akşam yemeklerinde eğitim fakültesi ve  Children, Youth, Families bölümünden hocalarla beraberdik. Amerikalılar için iş yemeği çok önemlidir. Kendinizi bazı fikirler üretmek ve söylemek zorunda hissedersiniz. Bu nedenle her yemek vakti bir öğrenme deneyimi sağladı (ve hatta yordu) diyebilirim. Ve yine hep söylediğim gibi, “ee bu gezinizden neler öğrendiniz, ülkenize buradan bilgi olarak ne götüreceksiniz” soruları sıkça soruldu. Ve tabi bir de planlama… Lincoln ziyaretinde bizimle sürekli ilgilenen Dr. Helen Reikes ziyaretimizin mümkün olduğunca dolu geçmesi için güzel bir program hazırlamıştı. İlk gün program üzerinden dikkatlice geçti ve bize herhangi bir sorun olup olmadığını sordu. Ziyaret benim alanımla çok ilgili olmamasına rağmen, benim için de hızlıca birçok çözüm üretti doğrusu. Hazırladığı programda bizi her gün serviste kimin karşılayacağından tutun da, bizi çaya davet eden Dr. Catalano’yu ziyaret edeceğimiz saat dilimleri bile vardı ki, çay davetine tam zamanında gittiğimiz gibi tam zamanında da kalktık. Bu ziyaretten iki hafta sonra Nebraska University of Lincoln’den 6 hoca bizim Ziraat Fakültesi’ni ziyarete gelmişti. Fahri Hoca ziyaretçi hocalara 15:30’da bir şehir turu rehberliği yapabilir misin diye sorunca tamam demiştim. Ben 15:30’da onların toplantı yaptığı salonun kapısından beklerken toplantı salonuna davet edildim ve maalesef Amerikalı ekip süreyi aşıyoruz diye defalarca tekrarlamasına rağmen o toplantı en az 40 dakika uzadı. O zaman aklıma Dr .Reikes’in programdaki her konudaki dakikliği aklıma geldi. Amerikalı ekipte bulunan ve uzun yıllardır Nebraska’da yaşayan bir Türk hocanın, Türkiye’deki meslektaşlarının bu programa uymama alışkanlıkları karşısında diğer Amerikalı meslektaşlarına karşı mahcubiyet hissettiği yüzünden anlaşılıyordu doğrusu.

Lincoln’de üçüncü günümüzde Türk ekibi olarak bizler sunum yaptık. Türkiye’de neler yapılıyor, üniversiteler ne durumda bunu göstermekti amacımız (daha doğrusu bunu onlar talep etti). Benim ilgi alanlarım arasında bu grubun ilgisini çekebilecek en iyi konu Fatih projesiydi ki gerçekten salondakilerden bu konuda daha fazla bilgi edinmek isteyenler oldu. Öğlene doğru sunumlarımız bittikten sonra, Lincoln’deki son etkinliğimiz Eyalet binasını ziyaretti.. Burada bir görevlinin yardımı ile eyalet binasının ilk iki katını inceledik. Eyalet binası Lincoln şehri ve Amerika’nın genel olarak tarihini yansıtan biçimde tasarlanmış. 1922 yılında başlayıp 10 yıllık bir süreçte tamamlanan binadaki tüm sanatsal eserler Amerika tarihindeki önemli dönüm noktalarını, milli birlik ve beraberliği ve sorumlulukları yansıtmakla beraber kullanılan malzemelerde farklı anlamlar varmış (tıpkı başka tarihi eserlerde malzemenin de anlam taşıması gibi) ve bu malzemeler dünyanın farklı yerlerinden getirilmiş. Eyalet binası hem yönetim hem de yargı birimlerini içeriyordu. Ben bizim meclisi hiç görmedim (12 yıllık Ankara yaşamımda), Tv’den gördüğüm milletvekili masaları tertemiz J  Ancak buradaki meclisteki masalar oldukça eğlenceli görünüyordu.  Temsilciler fotoğraflar, okuma kitabı, kişisel eşyalarıyla çok sıcak ve samimi bir ortam oluşturmuşlar. Ve bir de binanın tematik yapısı, her dönemde Amerikalıların yenilenen toplum felsefelerini yansıtan çizimler gerçekten çok hoştu. Bina sanırım Lincoln’un en fazla ziyaret edilen mekanlarından biri bu nedenle rehberler görevlendirmişler ve içeride bir çok ziyaretçi vardı. Ayrıca daha sonra web sayfasından baktığım kadarı ile binada düğünler yapılıyor ve düğün fotoğrafları da çekiliyormuş. Yine Amerikalılar’ın kültür ve değer oluşturma becerilerine gıpta ediyorum her zamanki gibi.

DSC_0023DSC_0066
IMG_6619
Untitled

 

 

Nebraska’dan son akşam yemeğinde alınan bir çok işbirliği kararları ile ayrıldık. Bu kez çok şükür ki uçakla önce New York’a geçtik. Burada da bir günlük bir gezi planlamıştık. Devasa ışıklı panolarla süslü ve panolar sayesinde gündüz gibi görünen Time Square’a gece gitmek gerekiyormuş. Ama insan şaşırıyor, bu tıklım tıklım kalabalığı sadece bu yüksek binalar ve ışıklı panolar mı çekiyor diye.

IMG_6732

Sabah da 5th Avenue ve Central Park’ı görelim dedik, keşke sadece Central Park’ta zaman geçirseydik, bence sadece yüksek binalardan gözlerinizin yorulduğu bir caddede alışveriş de yapmayacaksanız  o binaların arasında kalmış bir vaha gibi görünen güzelim parkta vakit geçirmeli.

DSC_0127

 

DSC_0217

 

Ağaçlar yeşillenmiş ve çiçeklenmiş olsa eminim çok daha harika bir görsel şölen olabilirdi. Tabi kısa zamana sıkıştırınca parkın çok az bir kısmını gezme şansımız oldu, sonrasında biraz da çok gerekli olmayan bir acele ile havalimanına doğru yola koyulduk, üstüne uçak da 2 saat kadar rötar yapınca daha da bir hayıflandık. Dönem ortasında, dolu dolu, uyumlu gezi grubu sayesinde çok eğlenceli bir 10 gün geçirdik diyebilirim.  Bakalım bir sonraki Amerika ziyaretimiz ne zaman olacak (Yine aynı tonlama ile soruyorum, bu yorgunluğa ne zaman hazır olurum acaba :))..

Publishing

Bir Makalenin Hikayesi

Geçtiğimiz Kasım’da Ankara’da Çocuk ve Bilgi Güvenliği Kongresi yapılmıştı. Danışmanım Prof. Dr. Kürşat Çağıltay EU Kids projemizin bulgularından bahsetti panellerin birinde. Benim en çok dikkatimi çeken ise hemen hemen her sunumda EU Kids bulgularına yer veriliyor olmasıydı. Yani proje gerçekten çok yaygınlaşmış, bizler bir çok konferansta sunumlarını yaptık, bir kaç kez rapor yayınladık ve Türkiye web sayfasından bir çok bulguyu paylaştık. Ayrıca EU Kids Online projesinin partnerlerini yaptığı farklı yayınlar var, yani bu alanla ilgili az çok çalışma yapan herkes bu projenin farkında. Ama nasıl olduysa EU Kids’in Türkiye’ye ait en temel bulgularını içeren makalemiz yayınlanmakta çok gecikti. Bir kaç kez reddedildi öncelikle ve malesef bana göre reddedilme nedenleri çok anlamlı değildi. Türk hakemlerin her türlü anket için güvenilirlik skorları istemesi ve betimleyici istatistiği yeterince anlamlı bulmaması bu redlerin en önemli sebebiydi.

Öncelikle vurgulamak gerekir ki EU Kids 25 ülkeden 100’ü aşkın araştırmacının bir araya geldiği bir proje, anketin geliştirilme sürecinde uzun bir fikir alışverişi gerçekleşti ve teorik alt yapı tam anlamıyla güvenli internet kullanım alışkanlıklarına tüm yönlerini kapsıyordu. Ankette hem çocuklar hem de o anda yanlarında bulunan bir ebeveynlerine sorulacak sorular mevcuttu. İlk taslak anket geliştirildikten sonra birincisi sadece İngiltere ve ikincisi tüm partner ülkelerde tüm yaş gruplarını kapsayacak şekilde “bilişsel görüşmeler” yapıldı. Bilişsel görüşme (Cognitive interview) kişilerin enstrümandaki ifadeleri yeterince anlayıp anlamadığını, cevaplamakta zorlanıp zorlanmadığını, ifadenin daha anlaşılır nasıl olabileceğini, kişilerin sosyal beğenilirlik hissine kapılıp cevap vereceği türden bir soru olup olmadığını anlamak amacıyla yapılır. Burada anketör direk olarak soruları kişilere sorar ve hem cevabı hem de kişinin tepkilerini not eder, böylelikle enstrüman bir adımda daha şekillenmiş olur. Tüm bunlar yapıldıktan sonra yeniden 500 çocukla 5 ülkede bir pilot çalışma yapıldı ve EU Kids Online anketine  son şekli verildi.

EU Kids Online enstrümanı 200’e yakın soru içeriyor (SPSS dosyasında ise 750’den fazla değişken var, alt sorular nedeniyle) onlarca farklı başlıklar altında ve her birinin ölçtüğü şeyler farklı türden bazılarında süre, bazılarında sıklık ve bazılarında  katılıp katılmama soruluyor. Bu nedenle tam anlamıyla anketti ölçek değil. Yani maddelerin birbiriyle ilişkilerinin  olmasını beklemiyoruz. Bu anlamda bu anketten illa ki bir güvenilirlik skoru beklemek açıkçası ya tüm anketlerin güvenilirlik skoru gerektirdiği düşüncesinden ya da bizim belirttiğimiz enstrümanın nasıl bir anket olduğunu anlatamamış olmaktan kaynaklanabilir.

Hakemlerin reddetmedeki ikinci savunması ise betimleyici bir çalışma olmasıydı. Göz alıcı istatistiksel sonuçlar çekici olabilir ama henüz Türkiye hatta Dünya için yeni olan bir konuda neden betimleyici istatistik göz ardı edilsin? Ebeveynlerin (ankete katılan ebeveynlerin çoğu anne idi) sadece %25’i internet kullanırken çocuklarına internet kullanımında %60lar civarında yardım ettiklerini iddia ediyor olmaları yeterince anlamlı veriler değil mi? Bu sayılardan çıkarım yapmak da çok zor değil açıkçası. Üstelik makalede sorulan soruların büyük çoğunluğu ilk kez araştırmalarda sorulmuş sorular ve cevapları oldukça çarpıcı.

Publishing

Nihayet makalemiz bu argümanları aşarak son gönderdiğimiz Eğitim ve Bilim dergisinde yayınlandı kabul edilişinin üzerinden 15 ay geçtikten sonra… Türkiye’de SCSI dergilerde yayın yapmak çok zor, hele bizim alanda… Aslına bakarsanız Türkçe makale yazıp kendi literatürümüzü geliştirmeyi çok istiyoruz ama bunca emek verdiğimiz şeyleri Türkçe yayınlamakta çok zorlanıyoruz. En kısa zamanda dergi sayısının artması ve daha objektif bir değerlendirme ve yayın sürecine ihtiyacımız var…

Makaleye http://egitimvebilim.ted.org.tr/index.php/EB/article/view/1867  linkinden ulaşabilirsiniz…

A_2014-01-19 07-42-04 - Copy

Abant’ta Dijital Yaşam Üzerine

Yeşilay’ı nasıl bilirsiniz? Ben yıllardır sadece alkol ve sigara bağımlılığı ile mücadelesi ile tanırım, eski bütün broşür ve afişlerinde de bu vurgu vardır çünkü; oysa onların misyonu genel olarak “bağımlılık”mış. Bunu sonradan mı bu şekle dönüştürdüler bilmiyorum, ama hep bu misyonu taşıyorlardı ve ben bunu bilmiyorsam gerçekten çok geç kalmışım öğrenmek için. Misyonu kötü alışkanlıklar ve bağımlılıkla mücadele olan bir sivil toplum kuruluşu, günümüzün yeni bağımlılık unsurlarından “teknoloji” için de bir çözüm üretme arayışını da ajandasına eklemiş gibi görünüyor. Teknoloji (ki burada internet bağımlılığının kastedildiğini tahmin ediyorum) ya da internet bağımlılığı deyince aslında bir çelişki var. Alkol ya da sigara denildiğinde yarardan bahsedemiyoruz belki ama teknoloji denildiğinde hayatın vazgeçilmezi ve hayatı kolaylaştıran en önemli unsurlardan biri. Prensky’nin dijital vatandaş tanımına bakıldığında dijital vatandaş ile teknoloji bağımlısı aynı şeyler, yani teknoloji bağımlılığı ile mücadele bir dijital göçmen mücadelesi anlamına gelebilir. Teknoloji bağımlılığı böyle toplu şekilde mücadele gerektiren bir bağımlılık şekli olamaz. Bu nedenle “İnternetin Bilinçli Kullanımı ve Teknoloji Bağımlılığı” Çalıştayının başlığında “teknoloji bağımlılığı” ibaresi bence hatalıydı ama Yeşilay, Bilgi Teknolojileri Kurumu ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın işbirliğinde Abant’ta gerçekleştirilen bu çalıştayda bunun dışında herşey harikaydı. “Teknoloji Bağımlılığı Bilinçlendirme ve Farkındalık Oluşturma”, “Teknoloji Bağımlılığını Önleme”, “Dijital Okur-Yazarlık” ve “”Dijital Hak ve Sorumluluklar” başlıklarındaki çalışma grupları 3 gün boyunca çalışarak raporlarını tamamladı.

A_IMG_12

Çalıştaylar, panel, konferans, kongre gibi akademik etkinlikler arasında benim en sevdiğim etkinlik. Çünkü bir kaç gün boyunca (belki daha kısa da olabilir) bir grupla beraber bir konuda çözüm üretmeye çalışıyoruz. Bu süreçte insanları daha yakından tanıma, tartışma, birbirini anlama, çok farklı perspektiflerden konuyu irdeleme fırsatı buluyoruz. Örneğin yer aldığım “Dijital Haklar ve Sorumluluklar” grubunda yer alan katılımcıların kurumları şöyle: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Yargıtay Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü, Talim Terbiye Kurulu, BTK, TİB, Hacettepe Psikoloji, Ankara Tıp, Gazi Tıp,Yeşilay, TEMKODER, Mutlu Çocuklar Derneği, Anadolu Üni – BÖTE, Atatürk – BÖTE :) Hal böyle olunca özellikle işin yasa-yargı boyutunda bir çok şey yeni şey öğrendim. Moderatörlüğünü Ankara Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Betül Ulukol’un ve raportörlüğünü benim yaptığım çalışma grubunda öncelikle bazı tanımlar yapma gereği duyduk, örneğin dijital haklar, bilgi ve veri güvenliği ne demektir, unutulma, lekelenmeme hakkı nedir, dijital sorumluluk nedir gibi… Daha sonra günümüzde mevcut olan dijital ortamda yaşanan problemleri ve bu problemlerin hangi eksikliklerden kaynakladığını ve buna yönelik uygulamada, devlet politikasında, eğitimde ve yasamada ne tür ihtiyaçlar olduğunu belirledik. Raporumuzun taslağını oldukça dolu bir içerik ve uygulanabilir önerilerle tamamladık.

A_IMG_9898

A_IMG_9950

Rapor yazımına hala devam ediyoruz çünkü tüm raporun hazırlanması için 3 gün gerçekten çok kısaydı. Pazar sabahı 7 Km’lik bir sabah yürüyüşünden sonra kısa bir oturumla ile raporun taslağına son şeklini verdik ve 4 grup da sunumlarını yaptı. Teknoloji bağımlılığı başlıklarındaki raporlarda da tahmin ettiğimiz gibi genellikle “internet bağımlılığı” vurgusu yapılmıştı. Çıkan sonuçların BTK ve TİB tarafından değerlendirilerek uygulamaya aktarılması konusunda beklentilerle çalıştay sona erdi.

A_IMG_9995

Abant yolculuğunun en güzel taraflarından biri de lisanstan hocalarımla tekrar görüşme şansını edinmiş olmamdı. Hocalarımdan birini neredeyse mezun olduğumdan beri görmedim. Yıllar sonra aynı ortamda, çay sohbetlerinde bir araya gelmek, fikir paylaşmak kadar mutluluk verici bir şey yok :)

Tabi oksijenin bizlerde mahmurluk oluşturduğu güzel Abant’ta keşke biraz da kar olsaydı. Erzurum’da Aralığın ilk gününde yağan kar 1.5 ay boyunca hala dururken Marmara’da kardan eser yoktu. Bu yıl Abant’a bile doğru düzgün yağmamış, mont giyme ihtiyacı bile hissetmedim. Çalışmalar sırasında çok çok az fırsat bulup çıktığım otelin otelin yakınında tatlı ve şirin teyzeler ev yapımı yiyecek ve çiçekten taçları sergiliyorlardı. Çok şirin iki teyze yanyana benzer şeyler satarken, birinden iki şey almak isteyince “birini benden diğerini de bundan alıver” demesi çok hoşuma gitti :)

Son olarak her dışarı bakışımdaki manzaralar ise bir harikaydı, bir de sevimli köpek ordusunun eşlik ettiği sabah yürüyüşü :)

A_2014-01-19 12-32-16

A_2014-01-19 07-42-04

A_2014-01-19 07-59-10

IMG-20131224-WA0015

Sosyal Medyanın Yeniden Keşfi

Öncelikle şu ayrımı yapmak gerekiyor sosyal medya ve sosyal ağlar aynı şeyler değil. Önce sosyal medya vardı, hani Web 2.0 ile gelen. “Kullanıcıların kendi oluşturdukları içerikler”di sosyal medya. Bloggerlar bir anda türedi, sonrasında video ve resim paylaşım alanlarında patlama yaşandı. Bunların hepsi insanların iletişim ihtiyacının bir sonucuydu ve dijitalleşen yaşamda önemli bir iletişim boşluğunu doldurdu. Daha sonra sosyal ağlar yaygınlaştı. Artık başkalarının paylaştıklarını tek bir pencerede görme imkanı doğunca o emek emek oluşturulan bloglar yerine daha kısa, daha hazır mesajları paylaşmak cazip gelmiş olmalı ki, Amerika’da 2006’da %28 olan blogger oranı 2009’da %14’e düştü. Paylaşım paylaşımı getirdiği için dakikalar içinde binlerce kişiye ulaşmak daha kolay hale geldi. Bu çığ gibi kontrolsüz büyüme tabi ki bir yerde bir sosyal sorun olarak karşımıza çıkmak zorundaydı!

Sosyal medyanın ve sosyal ağların gücünü farketmekte çok geç kalmış olsak da son zamanlardaki olaylar öylesine bir “sosyal medya bizim hayatımıza neler getiriyor” telaşı uyandırdı ki şu ara her hafta bunun üzerine bir etkinlik var. Bizler, “çocuklar sosyal ağlarda neler yapıyorlar, kişisel bilgilerini nasıl koruyorlar” noktasındayken Kayseri Öğretmenevi’nde yaptığım sunumdan sonra öğretmenlerin dile getirdiği şeylerden büyüklerin endişelerinin bunun çok ötesinde olduğu anlaşılıyor. EU Kids, BTK ile yaptığımız sosyal ağlar çalışması ve Erzurum’da yürüttüğümüz güvenli internet araştırmalarının sonuçlarını harmanladığım sunumumda daha çok öğretmenlerin çocuklara hangi konularda yardımcı olabileceklerini vurgulamaya çalıştım. Ancak öğretmenler için sosyal medya toplumu nasıl etkiliyor, sosyal medya çocukları bir yerlere sürüklüyor mu, sosyal medya bizim takip edilmemize mi neden oluyor, yasal sorumluklar neler, bu kadar gerçek dışı haber dolaşırken hangisine inanacağız gibi konular merak ediliyordu. Ve açıkçası bütün bunlar için henüz net bilgilere sahip değiliz. Bir öğretmenin ısrarla çok farklı kaynaklarda çok farklı bilgiler oluyor hangisine inanacağız konusunda bir formül arayışı karşısında sanırım söylenebilecek şey “sadece gördüğünüz herşeye inanmamanız ve sabredip sonucu görmeniz konusunda bilinçli olmanız gerekiyor”.

sosyalmedyaPanel

Avukat Tuğsan Yılmaz, Uluslararası Sosyal Medya Derneği Genel Sekreteri Salih Çaktı, Yen Yüzyıl Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Doç. Dr. Kamile Akgül, Erciyes Üniversitesi Hukuk fakültesinden Yrd. Doç. Dr. Fatih Birtek ile beraber yaptığımız sunumlarda işin hukuki boyutu izleyiciler için daha fazla etki bıraktı denilebilir. Kırşehir’den sonra Kırıkkale Üniversitesi’ndeki sunumlar ise iletişim fakültesindeki öğrencilere yapıldığından onlar için genel olarak medyanın etkisi konusunda beklenti içindeydiler. Tabi sunumu yapan bizler her seferinde hedef kitle değiştiğinden sunumlarda biraz zorlandık. Genel olarak her kesim biraz bilgi kirliliğinden, sosyal medyanın gücünden ve insanlar üzerindeki etkisinden tedirgin hale gelmiş durumda.

IMG-20131224-WA0015

Durum böyle olunca yeni bir araştırma ajandası geliştirme ihtiyacı hissettim. Son günlerde Facebook sosyolojisi üzerine çalışıyoruz BAP projesindeki arkadaşlarımla. Hani şu “neden benim eklediğim hiç bir şeye yorum yazmıyor” diyerek bozulan arkadaşlıklar, facebooku artık gönderme yapma platformuna dönüştürme alışkanlıkları gibi konular bu çalışmanın kapsamında. Bunun yanı sıra sosyal medyanın kişileri etkileme gücü, sosyal medya ile değişen inançlarımız, sosyal medya ile ilgili tedirginliklerimiz de yeni ajandada yer alacak. Bu açıdan Ocak ayının ortalarında Abant’ta yapılacak olan “Bilinçli İİnternet Kullanımı ve Teknoloji Bağımlılığı” çalıştayında yer alacağım “Dijital Hak ve Sorumluluklar Çalışma Grubu”ndan da yeni ajandalar çıkacağı kanaatindeyim. Bu iki etkinlik sayesinde gelecek dönem vereceğim Sosyal Medya ve Etkileri isimli yüksek lisans dersi için de bir çerçeve çizmeyi umuyorum. Dersi de her hafta bir çalıştay olacak şekilde planlıyorum. Çünkü şu aşamada bilgiden ziyade açıklığa kavuşturulması gereken sorular var elimizde. Bu soruları çalıştaylarla bilgiye dönüştürmek gerekiyor.

2013-09-08 19.19.30

Nihayet Handbook…

Şu akademik yayın işi çok stresli bir süreç, bilmiyorum bizim alana mı özgü ama bazen bir makalenin basımı için 2 yıl beklediğiniz oluyor, ya da “red veya kabul” edildiğinizi ancak 2 yıl sonra da öğrenebiliyorsunuz. Bir gün bir mail geliyor dergiden bir makaleden bahsediyor mesela, siz bahsi geçen makalenin size ait olup olmadığından bile şüpheye düşebiliyorsunuz bu kadar vahim yani durum :). Bu nedenle “özel sayılar” ya da editörlü kitaplar yayın için daha az yoruyor insanı, en azından kabaca da olsa size ne zaman cevap verileceğini, bir iki ay sarksa da yayın tarihinizi biliyorsunuz. Tabi istisnalar da olmuyor değil Handbook on Educational Communications and Technology kitabında olduğu gibi. Eğitim – Öğretim Teknolojileri alanının en önemli kitaplarından biri olan serinin 4. kitabı da 2010’un ilk aylarında ilana çıkmış (o zamanlar daha tez yazmaya çalışıyordum heyy gidi günler :)) ve hemen sonuçlarımızı öğrenmiştik, ama 2012’nin başında yayınlanmasını beklerken basımı ancak 2013’ün ortasına kaldı. Ama en azından umutlarımız suya düşmedi…

2013-09-08 19.19.30

Doktora tezimin temel çerçevesini “etkinlik teorisi” oluşturmuştu. Kitapta, kitabın Türkçe versiyonunda da yazdığım Etkinlik Teorisi (Activity Theory) üzerine bir bölüm yazdım. Ancak burada farklı olarak sadece etkinlik teorisinden değil “etkinlik araştırması”ndan bahsediyorum. Çünkü etkinlik araştırmasının tek çerçevesi etkinlik teorisi değil, aktör-ağ teorisi, sosyoteknik sistem teorisi gibi çeşitli dalları var, ama hepsinde amaç dinamik ve bir amaca yönelik olarak sürekli büyüyen insan ya da insan olmayan birimlerin nasıl bir işbirliği içinde olduklarını ve zamanla bu sistemin değişimini izlemek ya da iç dinamiklerin birbiri ile ilişkisini analiz etmek. Epistemoloji nasıl değişiyor ise metodoloji de öyle değişiyor, yani günümüzdeki oluşturmacılık için nasıl her öğrencinin kendi öğrenmesini yapılandırması temel alınıyor ise, etkinlik teorisinde de araştırmacının etkinlik yaklaşımlarını farklı durumlara karşı farkıl şekillerde kullanması temelde alınıyor. Sadece sistemin analizini yaparken de kullanabiliyorsunuz, bir sistemin başka sisteme dönüşürken nasıl dönüştüğünü de açıklayabiliyorsunuz, sistemdeki tek bir öğenin değişiminin diğer öğeleri nasıl etkilediğini ya da sisteme yeni eklenen bir öğenin sistemi nasıl değiştirdiğini de anlayabiliyorsunuz.

2013-09-08 19.21.08

İşte bu nedenle birileri gelip hocam bu etkinlik teorisini nasıl kullanacağız dediğinde gerçekten anlatması zor, oluşturmacılığı tanımlayabilirsiniz ama “nasıl uygulayacağız” dediklerinde bir çırpıda anlatmak imkansızdır. O nedenle öncelikle sadece etkinlik teorisini anlatan ya da inceleme şeklinde olan yayınları değil, mutlaka birbirinden çok farklı şekilde etkinlik teorisini kullanan araştırma makaleler de incelenmeli. Ayrıca etkinlik teorisini iyi bir şekilde kullanmak için çok iyi gözlemlemek ve çok iyi ilişki kurabilmek gerekiyor. Tabi bu bütün nitel araştırmalarda gerekli olan bir özellik, ama etkinlik teorisinde biraz daha stratejik düşünmek gerekebilir. Neyse gözünüzü korkutmayayım, nitel çalışmalarınız için bir çerçeve arıyorsanız etkinlik sistemlerine de bakmanızı öneririm.

2013-04-17 15.37.45

23 Nisan Çocuk ve Medya Kongresi

Bizler; sürekli yeni, güzel, renkli hareketli, etkileşimli ortamlar üretiyoruz, ancak sonunda çocuklarımızın bunların başında zaman geçirmemeleri için de bir panzehir üretmemiz gerekiyor. Kongrenin bir salonunda yepyeni formatlar, animasyon teknikleri, popüler medyadan bahsedilirken bir başka küçük salonda “Çocukları sanal ortamdan gerçek ortamda eğlenmeye nasıl” teşvik ederiz sorusunun cevabını aradık. Bütün kongre boyunca “Kısa Film” atölye çalışmasındaydım. Erken biten toplantılarımızda arada büyük salondaki sunumları izleyebildim. İşin eğitsel, teknolojik, pedagojik, psikolojik boyutlarının dışında sanatsal öğelerini de öğrenmiş olduk bir nebze. Yalnız burada da eğlencenin ve oyunun bir araya gelmemesi gerektiğini savunan Prensky’nin fikrine paralel olarak sanatsal düşününce içinde eğitsel bir şeylere yer kalmadığı fikrine kapıldım. 3 günün sonunda Kerem ve arkadaşlarının sanal ortamın hipnozundan çıkıp bir parkta kahkalar içinde biten maceralarını anlatan bir kısa film öyküsü yazdık. Gerçi iş bittiğinde bize atölye çalışmasında çıkan ürünlerin basım ve yayım haklarını TRT’ye verdiğimize dair bir belge imzalama durumu olunca grupta bu konuda dili yanmış olanlar biraz tepki gösterse de yazdığımız öykü TRT’nin kongre kitapçığında bulunabilir.
2013-04-17 15.37.45
Kongre’de kısaca oyun atölyesine bakma fırsatım da oldu, oyun uzmanı ve futurist Yeşim Kunter’in ordaki paylaşımlar da daha çok “nasıl oyunlar sunmalıyız”konusunda politika geliştirme üzerine idi. Bir de animasyon atölyesi vardı. Keşke atölye çalışmaları paralel olmasaydı da hepsinden biraz faydalanabilseydik. Animasyon atölyesinde de herkes memnun ayrıldı. Özellikle çizgifilm ve animasyon tasarımı çok revaçta, güzel sanatlar fakültelerinde yer alıyormuş yeni öğrendim. Bu iştahlı ve sürekli yeni formatlarla gelişen bu alana öğrencileri yönlendirmek iyi olabilir…

OT_TemelKitap

Alanın başucu kitabı çıktı…

Yaklaşık 1,5 yıllık bir süreçten sonra alanın Türkçe temel kitabı basıldı. Benim de “etkinlik teorisinin alanımızdaki uygulamaları” konusunda katkı sağladığım bölümün olduğu 42 Bölümlük kitapta geçmişten günümüze alandaki tüm yönelimleri bulmak mümkün. Türkçe eğitim yapan bir çok yüksek lisans doktora programında, öğrencilerin zaten yeni eğilimlerin çok olduğu bir alanda sadece İngilizce bulabildikleri kaynaklardan temel oluşturmaları gerçekten zor iş, buna şu anda üniversitemde şahit oluyorum. Bu nedenle, böylesi bir kaynağa çok ihtiyacımız vardı. Bu konuda gecesini gündüzüne katıp çalışan (ve buna şahit olduğum) Doç. Dr. Yüksel Göktaş ve hocam Prof. Dr. Kürşat Çağıltay’a bu değerli eseri alanımız kazandırdıkları için minnettarım.

phd051812s

Prof. Dr. Çağıltay ATA BÖTE’deydi

Dumlu’dan ayrıldığında sene 1974’müş Kürşat Hocanın dediğine göre, yani neredeyse 40 yıl sonra ilk kez Erzurum’a geliyormuş. Onun okulunun önünde ve okuduğu sınıftaki sırasında çekildiği resimleri görenler eminim kendi okullarının özlemini hissetmişlerdir. Bölümde doktora yapan arkadaşlarımız ise eminim onun heyecanlandığından daha fazla heyecanlanmıştır. Çünkü kitabını ve makalelerini okudukları, bizlerin anlatması ve farklı kanallar yoluyla yakından tanıdıkları Prof. Dr. Kürşat Çağıltay ve eşi Yrd. Doç. Dr. Nergiz Çağıltay bazı seminerler vermek (ve birazcık da kış tatili yapmak) üzere bölümümüze geldi. Tabi benim ve Engin Kurşun hocanın doktora danışmanımız olması sebebiyle bizim için daha özel bir ziyaret oldu.

Hedef kitlenin çoğunluğu kafası karışmış, yolun başında , doktora yeterlilik ya da tez konusu bulma arifesindeki öğrenciler olunca tabi ki soruları genellikle sorular alandaki yönelimler, konu belirleme süreci, zaman yönetimi, çalışma yöntemlerinden ve alanla ilgili bilinmesi gerekenler konularına yoğunlaşmıştı. Doktor adayı arkadaşlarım belki bir tez konusu bulup, doktora yeterlilikte nelerin sorulabileceğini öğrenemediler belki ama kesin olan bir şey var ki hocanın araştırma-proje portfolyosu ve ajandası sayesinde herkes çantasında kendilerine uzun zaman yetecek motivasyonla seminerlerden ayrıldı.

Nergiz hocanın sunumunda bahsettiği proje konuları ise bizim alanla diğer alanlar arasında ne kadar güzel işbirlikleri olabileceğine dair fikirler verdi. Sanırım Tıp alanı ile interdisipliner tez yapalım diyen Yüksel Göktaş hocanın tavsiyelerine kulak verecektir doktora tez aşamasındakiarkadaşlarım.  Tez demişken, Kürşat Hoca bir de bölümde doktora tez aşamasındaki arkadaşların tez önerilerini dinledi (bulunmaz fırsat!). Bu üç günde bölümdeki hareketliliğin ve yüksek lisans doktora öğrencilerinde farklı projelere ilgilerinin artması bize “neden bunu belli aralıklarla tekrarlamıyoruz sorusunu sordurdu. Farklı hocalarımızı davet edebileceğimiz buna benzer seminer günlerini ileriki aylarda da düzenleme kararı aldık.

ICITS2013_Acilis

ICITS 2012 Gaziantep’teydi

Bilenler bilir, Uluslararası Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Sempozyumu (ICITS – International Computer and Instructional Technologies Symposium) bizim alanın ülkemizdeki en önemli sempozyumu haline geldi. Her nedense katılımcıların akademik seviyeden çok sosyal organizasyona odaklandığı ancak en azından BÖTE’nin en önde gelen hocalarının bir araya gelip yüksek lisans öğrencileri ile bilgi paylaşımında bulunduğu sempozyum bu yıl memleketim Gaziantep’teydi.

Uluslararası olmasına rağmen yalnızca bir tane yabancı konuğun varoluşu, açılış, kapanış ve panellerin nerede yapılacağının bilinmemesi, bildiri seçiminde yeterince seçici olunmaması (bu nedenle çok alakasız sunumların da mevcut olması), aynı anda çok fazla oturumun olması ve oturumlardaki sunumların birbirinden çok farklı konular barındırması en göze batan durumlardı. Ayrıca katılımcılardan kaynaklanan sorunlar da vardı: Davetli konuşmacıların hiç birinin gelmemiş olması, pek çok oturumun oturum başkanının katılmaması, , BÖTE bölümlerinin bitmek bilmeyen çilelerine dair panelde katılımcıların çoğunun hazırlıksız olması gibi (hatta “hadi gelin bi panel yapalım havası mı desek acaba :) ). Tüm bunlara rağmen lisans ve yüksek lisans düzeyinde henüz öğrencisi olmayan, ve toplam 3 öğretim üyesi bulunan BÖTE bölümünün iyi bir organizasyon yaptığını düşünüyorum.  Fakültenin diğer bölümlerinden yardımcı olan öğrenciler gerçekten çok özverili davrandılar, 3 hoca tüm katılımcılarla tek tek ilgilendi. Gönderilen sunumların hemen hemen hepsi kabul edilmiş olmasına rağmen, kendi adıma, katıldığım tüm sunumlar gerçekten çok güzeldi, “hep bildiğimiz şeyler” diyerek çıktığım hiç bir sunum olmadı.  Bununla birlikte bir çok katılımcıdan farklı serzenişler duymak mümkündü. Akademik anlamda değilse de sosyal anlamda geçen yıl Elazığ’daki konferansa katılanların beklentisi o kadar yükselmişti ki otogar ya da havalimanından alınmadıkları için şikayet eden katılımcılar gördüm. Amerika’da bir kahve arasında bile içecek sunulmayan konferanslara koşa koşa gidenlerle Türkiye’de akşam yemekleri (hem de çok şık yerlerde) bile katılım ücretine dahil olan konferanslarda bir sosyal organizasyon sorunu olduğunu söyleyenler aynı kişileriz bu arada.  Gündüz sunumlarda gerilmiş olan tüm doktora öğrencileri ve oturumlarda onları asıp kesmiş olan hocalarla,  akşam Sahan’da pisti hınca hınç doldurup gecenin 12’sine kadar karşılıklı oynayanlar da aynı kişilerdi :) .

Konferansın gelecek yıl bizim üniversitemizde yapılacak olması nedeniyle sürekli gözlem halindeydik ve bolca notlar tuttuk. Beklentisi bu kadar yükselmiş bir akademik kitleyi Erzurum’da nasıl tek bir şikayet geride bırakmadan ağırlayıp-uğurlayacağımız konusunda çok kafa yoruyoruz bu sıralar. Şimdiden çalışmalara başladık, konferansın sadece sosyal aktivitelerle akılda kalmaması, akademik olarak da zenginlik katmak ve akılda kalmak için çalışıyoruz. Alanımızın en önemli konferanslarından biri olan AECT’in geleneksel olarak düzenlediği öğretim tasarımı yarışmasını (PacifiCorp) burada yapmak, konferans sırasında eş-zamanlı araştırma yapmak, farklı oturum türleri geliştirmek, paneller için önceden hazırlık yapılmasını sağlamak, bildiriler konusunda yeterince seçici olmak ve oturum başkanlarının muhakkak oturumdaki sunumları önceden incelemesini sağlamak gibi hedeflerimiz var. Ama tabii ki bizim hedeflememiz yetmiyor, konferans katılımcılarının da özveride bulunması gerekiyor bu aşamada. Sosyal aktiviteler bakımından da sadece eğlence değil sportif faaliyetleri de inceliyoruz.   Konferans tarihlerini 6-7-8 Haziran olarak belirledik, zira Eylül sonunda Erzurum havasının sürprizlerle dolu olabileceğini ve dönem öncesinde öğrencileri yeterince toparlayamayacağımızı düşündük. Bir de Tortum şelalesinin en güzel Haziran başında görülebileceğini.

Sempozyum düzenlemek zor iş, neyse ki konferansın yorgunluğunu atabileceğimiz koca bir yaz bizleri bekliyor olacak…

 

Go to Top