Uncategorized

Snapshot_001

Tübitak Projesinin En Heyecanlı Zamanları!

Her şey gaz ve toz bulutu ile başladı, şimdi ise adım atacak yer yok ☺ Gerçekten bomboş bir adayı eğlenceli ve dopdolu bir dünyaya dönüştürmenin mutluluğunu yaşıyoruz.

3 boyutlu sanal bir platformu bir eğitim ortamına dönüştürmek hem eğlenceli hem de yorucu bir süreç. Defalarca yapılan kullanılabilirlik çalışmaları, aşılması zor teknik sorunlar, yapmak istediğimiz bazı şeyleri kısıtlayan bir platform ve platforma eklenen bir çok multimedya öğesinin hazırlanması oldukça zamanımızı aldı. Ama öğrencilerden aldığımız dönütlerin olumlu olması tüm yorgunluğumuzu gideriyor. Bu yazıda kısaca projemizin gidişatından bahsedeceğiz.

Projemiz 2012 Nisan ayı ile başladı, bizi ekipçe zorlayan ilk husus doğru platformu seçmek oldu. Ücretli ve ücretsiz platformlar arasında Second Life’ın bize en fazla imkanı sunacağına karar vermiştik. Sanal dünyalar ilk bakışta bir oyun ortamı gibi görülebilir, ama öyle değil, ortamda gezinerek bilgi edinilmesi ve sosyal bir öğrenme ortamı oluşması amaçlanıyor. Bu nedenle motivasyonu sağlamak için oldukça fazla uğraşlar verdik. Hatta oluşacak farklılığı görmek için spor alanlarından birini normal birini oyunsallaştırılmış şekilde tasarladık. Bunun etkilerini bu dönem yapacağımız çalışmada araştıracağız. Bu dönem yapacağımız çalışmalardan biri de çocuklara kendi ortamlarını tasarlatmak böylelikle ortamdan daha da fazla zevk alabileceklerini tahmin ediyoruz.

Snapshot_001

Tasarımlarımız sırasında bizi zorlayan diğer bir husus sanal platformların yeterli olmadığı nesne etkileşimi unsuru, örneğin buz hokeyi ya da curling sporlarında bir nesnenin çarptığı diğer nesneyi çarpmanın etkisine göre ve gerçek fiziksel kurallara göre hareketlendirmek için çalışıyoruz. Bu aşamada her türlü teknik desteğe açığız!!! En son problem ise (tamam bu son!) internet kısıtlamaları. Kullanılan platforma kullandığınız ağın izin verip vermemesi son derece önemli. Second Life platformunu seçerken bu dikkatimizden kaçmış. Okullara gittiğimizde bizi bekleyen kötü sürprizden habersizdik, MEB ağları Second Life’a izin vermiyor. Bu nedenle çok kısa sürede bir B planı geliştirdik ve okulunda MEB ağı bulunan öğrencileri fakültemizdeki laboratuvarlarda ağırladık. Onlar için eğlence ikiye katlanmış oldu böylece. MEB ağı dışında bir ağ kullanan okula da 10 bilgisayar götürmek zorunda kaldık.

934824_627201487307623_1010813706_n

Yaz boyunca ortamı tam anlamıyla bitirmek için uğraştık. Şu an itibari ile tüm spor alanlarımız, sosyal alanlarımız hazır. Okullarımızı ayarladık. Bundan sonra sadece ortaokul değil lise öğrencileri ile de çalışmayı düşünüyoruz. 6 tez ve 20’ye yakın dergi makalesinin geliştirileceği çalışmalarımız için ekipçe çalışıyoruz.

IMG_3565

Gerçekten tüm ekip büyük bir özveri ile ve yapabileceklerinin en iyisini yaparak ilerliyor. Bizler çalışmalarımızı tamamladığımızda platformun bir süre daha hizmet vermesini amaçlıyoruz. Bu şekilde dışarıdan araştırma yapmak isteyen araştırmacılar için de bir ortam sağlamış olacağız. Şu sıralar proje ile ilgili tanıtım çalışmalarımız devam ediyor, kısa bir zamanda farklı tanıtım videolarımızı izleyebileceksiniz.

IMG_3515
Şimdi yepyeni bir dönem bizi bekliyor, bizler heyecanlı ve de hazırız! Proje Web sayfamız: http://kisoyunlari.atauni.edu.tr/, Proje için hazırladığımız videoları izleyebileceğiniz Youtube kanalımızın adresi: http://www.youtube.com/kissporlari/
Unutmadan! Videoların seslendirmeleri de bana ait :)

1010670_10200168292746215_257045924_n

Yaylada Sempozyum…

Telefonda kimle konuştuysam “nee yaylada ne sempozyumu yaa, kendinize eğlence mi aradınız” dediler ne yalan söyleyeyim. Yaylada sempozyum fikrini ortaya koyan Doç. Dr. Hasan Karal hocamın aklına sağlık. Bizler acaba sunumlar için yeterli salon var mı derken bir baktık ki sunum için otağlar kurulmuş (Trabzonda Keşan denilen bezlerle süslenmiş, yere kilim serilmiş), acaba açılış konuşmaları için büyük bir yer var mı diye bakınırken bir de baktık ki kahvaltı yaptığımız restoran bir anda konferans salonuna dönüşmüş, internet bulabilecek miyiz derken sağolsun Turkcell yetişmiş…
1040668_10200167748892619_1367156495_o
1065211_10200948782418417_2082600060_o
1048974_10200168098821367_859219875_o
1010670_10200168292746215_257045924_n
KTÜ Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Adnan Baki’nin de dediği gibi dağ başında teknoloji konuşmaya gittik, teknolojiden uzak kalır mıyız endişesi yersiz çıktı, (uzak kalsaydık daha mı iyiydi ne?) tabii ki, ama sunumlar boyunca ayağımız toprağa değdi, buhar buhar rüzgarla taşınan sis bizi ferahlattı, gözümüz gönlümüz yeşile doydu. Bol bol da teknolojiden konuştuk, ICITS’te yaşayamadığım akademik yoğunluğu da yaşadım. Üç sunum ve iki çalıştay ile birlikte iki oturum başkanlığı ve otağ otağ gezerek ucundan kıyısından yetiştiğim sunumlarla tatlı sohbetler ettik. ITTES 2013 sempozyumunda sadece BÖTE alanından değil öğretmen eğitimi alanında da çokça katılımcı vardı. Bu sempozyumu mekanından başka farklı kılan şey bolca çalıştayların düzenlenmesiydi.

Benim aklıma bir kaç sempozyumdur takılan bir şey var, çalıştay nedir ve çalıştaya gelen kişiler ne bekler. Açıkçası ben çalıştayı katılımcıların da aktif olarak yer alıp fikir ürettiği bir ortam olarak algılıyorum. Bu nedenle sadece sunum ve tartışma şeklinde ilerlememesi gerekiyor. Ancak katılımcıların da “ben oturup dinleyeyim hele neler varmış” diyerek çalıştaya girmemesi gerekir, kendinden de bir şeyler katma ve yeni şeyler üretme isteği olmalı. Aksi taktirde 3-4 saatlik bir süre hem sunumu yapanları hem de katılımcıları zorlayacaktır.

Bizler de iki çalıştayda sosyal ağların eğitimde kullanımı ve insan bilgisayar etkileşimi konularına yer verdik, internet güvenliği, bilişsel öğrenme ile ilgili dersimizin öğretim tasarımı ve bilgisayar oyunları ile ilgili bildirilerimizi sunduk (sağolsun doktora yapan arkadaşlarımız sunumları güzelce yaptılar). Sosyal ağlar çalıştayında sosyal ağları eğitimde kullanırken yaşadığımız deneyimleri paylaştık. Katılımcıların büyük çoğunluğunun ilk kez duyduğu “gamification” kavramından bahsettik sosyal ağlar çalıştayında en iyisi biz bu konu için ayrı bir çalıştay düzenleyelim diyerek ayrıldık, zira katılımcıların fikir geliştirmesi biraz zordu kısa sürede. İnsan bilgisayar etkileşimi çalıştayında ise en can alıcı kısım taşınabilir göz izleme cihazı ile deneme yaparkenki zamandı. İnsanlar gözlerinin yansımasını ilk gördüklerinde çok heyecanlanıyor :)
DSC_0318
1047923_10200167710971671_2139067564_o
Kişileri tek tek çağırıp bir resme baktırdık, ama salondaki kimse ne resmine bakıldığını söylemedi, sonrasında ise kahkaha tufanı eşliğinde ünlü bir Hollywood çiftinin resimlerinde hangi noktalar odaklanıldığını gösterdik (anlaşılan o ki güzel bir kolye herkesin dikkatini çekiyor, hanımlar!!!).

2,5 gün sunumlarla yoğun bir şekilde geçtikten sonra kalan zamanda Sümela Manastırı ile Batum’u görme fırsatı yakaladık.

DSCN6286

IMG_0457

Bu arada Batum’a gitmeyi düşünenler varsa çok erken saatlerde gitmek lazım aksi takdirde sıcak havada o kadar zaman beklemek çok yoruyor. Hele dönüşte grup grup sıraya alıyorlardı, kapı açıldığında bir anda kendimizi savaşa giden bir toplulukta hissettim :)
IMG_1139
Trabzon’a tekrar döndüğümüzde KTÜ’nün tesislerinde kaldık, bu şehirde konaklamak için harika iki tesisi var, şiddetle tavsiye ederim. Son gün biraz şehir merkezini gezdik, Erzurum’un o geniş ve düz cadde ve sokaklarından sonra bana burada trafikte survivor olmak gerekirmiş gibi geldi, bitmek bilmeyen yokuşlar ve de daracık sokaklar… Üstelik şehir merkezi beklediğim kadar yeşil değildi, acaba dağlarımız yeterince yeşil diye mi düşündüler diye düşünmeden edemedim :)
DSC_0275
Otobüs için servisin gelmesine yarım saat kala Maraş caddesi ile hemen yanındaki parktaki çay bahçesine uğradık.
IMG_1214
Yalnız bir şeyi itiraf etmeliyim ki Erzurum’da içtiğim çayın tadını hiç bir şehirde bulamıyorum, ama mekanlar bakımından Erzurum’dan daha iyiler.

Son olarak dönüşteki yolda yine yeşillere hayran hayran yol alırken şu Erzurum’dan çıkıp 3-4 saat gidince gördüğümüz sık ve koyu yeşilden biraz da bizim şehrin dağlarına da uğrasa ne güzel olacak diye düşündüm. İnsanın  o yeşile karışıp gidesi geliyor. Hele bir de yaylada bir gün batımı vardı ki hiç bir resme sığmaz…
IMG_0137
1052496_10200167789173626_1261897858_o

DSC_0050

Vee bir ICITS daha bitti

… hem de alnımızın akıyla. Eğer işin içindeyseniz, dışarıdan ne kadar iyi görünse de içinize sinmez yaptığınız şey. Ama bu sefer öyle olmadı, aslında sempozyumu yaptığımız SEM’deki bir kaç elektrik kesintisi, projektörlerdeki bazı sorunlar, yemeklerin yeterince lezzetli olmaması gibi durumlar içimi kemirse de hem organizasyon olarak bizler hem de konuklarımız çok memnun ayrıldık sempozyumdan.

IMG_1584
DSC_0050

Bir kere sempozyumun küçük çaplı olması “aa Ahmet sen de mi burdaydın” tadında bir kahve molası zevki sunuyor. Eski dostlar, aynı ofislerde çalıştığımız arkadaşlar, hocalarımız, ve zaman geçtikçe tanıdığımız insanları bir arada görmek çok mutlu ediyor insanı. Ve zamanın ne kadar çabuk geçtiğini de hatırlatıyor tabii, lisansının ilk yıllarını hatırladığımız arkadaşlarımız artık neredeyse doktora bitirme aşamasına gelmişler. Aynı ofisi paylaştığımız arkadaşlarımız Türkiye’nin dört bir yanındaki üniversitelerde çalışmaya başlamış, artık birbirimize yüksek lisans doktora öğrencilerimizi takdim eder hale gelmişiz. Bu işin duygusal kısmı tabii :) Akademik kısmı ise daha anlamlı hale geliyor çünkü artık kimlerin ne çalıştığını benimsiyorsunuz, kimlerle işbirliği yapabileceğiniz konusunda fikir yürütür hale geliyorsunuz.

 

Sempozyum açılışında iki davetli konuşmacımız vardı, birisi Kore Eğitim Sistemi ve Teknoloji Entegrasyonu konusunda konuşan Prof. Dr. Myunghui Hong, ikincisi ise Türkiye adresli dergiler ve etik konulu konuşması ile Prof. Dr. Metin Balcı. Hong’un konuşmasına açıkçası bazı sorunları çözmeye çalışırken çok fazla iştirak edemedim. Ancak farkedilir biçimde, Kore’nin ekonomi ve eğitimdeki dönüm noktaları bizimkine benziyordu. Fatih projesine benzer bir projeyi onlar çok daha önce yapmışlardı ve bu anlamda Fatih projesini anlamak için iyi bir fırsattı bu konuşma.

DSC_0200

Metin Balcı’nın konuşması sırasında ise herkes gibi yerime çakıldım diyebilirim. Çünkü benim de şahit olduğum pek çok etik problemini o kadar detaylı o kadar kanıtlara dayanır şekilde ifade etti ki, tüm akademik geçmişimi sorguladım ve bundan sonraki tavrımı belirledim diyebilirim.

Sempozyumun en önemli kısmı tabii ki bilgi alışverişi kısmı, ancak muhtemelen benim için sunumlardan en az istifade ettiğim sempozyum bu oldu, çünkü bunu bizler organize ediyorduk ve ne zaman bir oturuma girsem bir sebeple dışarı çıkmak durumunda kaldım. Ama yine de İzmir’de keşfettiğimiz Yeşim Kunter’in çalıştayına, bir sunum oturumuna katılmayı başardım. Bu tek çalıştaydan bile güzel proje fikirleri çıktı ortaya. Yeşim Kunter’in çalıştay için getirdiği Furby’e “Erzurum, günaydın” dedirtmek için gösterdiğimiz çocuksu çaba ise gerçekten takdire değerdi :) (Herkes şahittir ki en fazla ben çabaladım :)

IMG_1648

Konuklarımız ise bilgi alışverişinden bir hayli memnun kaldılar, özellikle semzpozyum alanımız buna çok müsaitti, tüm salonların oldukça geniş bir fuaye alanına açılıyor olması kimsenin kenarda köşede kalmaması için çok avantaj sağladı. Sosyal medyayı etkin şekilde kullanmamız öncesinde ve sonrasında bir çok tanışıklıklara vesile oldu. Bir çok salon her sunumda tam olarak dolmuştu. Ayrıca sms sistemi ile sunum değerlendirmesi yapmamız hem bir rekabet hem de heyecan unsuru oluşturdu. Ama tabii, bunu abartan bazı dostlarımızın sunumu için 200’den fazla sms oyunun atılmış olması da gözümüzden kaçmadı (normalde her sunumda ortalama 25 kişi mevcuttu) :)

Türkiye’deki sempozyumlara özgü olduğunu tahmin ettiğim eğlence boyutunu da unutmamıştık tabii, geçen yılda olduğu gibi gala gecemizde lisans öğrencisinden profesörüne aynı pistte 3 saat geçirdik :) Pazar günü ise Tortum gezimiz vardı, şu sempozyum olmasa Tortum Şelalesini ne zaman görürdüm acaba… Hele bir de Tortum Yedigöller var ki, suyun temizliğine, ortamın yeşiline, balığın lezzetine diyecek yok…

IMG_2684
DSC_0425

Sempozyumla ilgili atlanılmaması gereken bir durum var ki o da lisans öğrencilerimizin özverisi… Biz bile tanıyamadık onları desem abartmış olmam… İtiraf etmeliyim ki bu kadar özverili şekilde bir ekip çalışması beklemiyordum. En ufak bir pürüz yaşanmadan, “bu benim görevim değil” demeden, yüzlerindeki gülümsemeyi eksiltmeden konuklarımızı en güzel şekilde ağırladılar. Her türlü problemlerini çözmek için çabaladılar, öyle ki konuklar bile onların bu haline şaştı. Hatta bir öğrencimiz valizinin taşınmasına yardım ettiği bir hocamızın ona “hocalarınız bizlere bu şekilde yardım etmezseniz size sert mi davranırlar” diye sorduğundan bile bahsetti :) Oysa bizim geride bu ekipte olmak isteyen en az 50 öğrencimiz daha vardı, ve onlar sempozyum ekibine giremedikleri için çok buruktular, malesef hepsini görevlendirmek mümkün olmadı. Hepsini gönülden tebrik ediyorum.

DSC_0193

Bir sonraki ICITS Edirne’de, 2015’teki ise Eskişehir’de yapılacak. Heyecanla bekliyoruz…

Dönemin bitişi ve sempozyum hazırlıkları

Dönem değil de kocaman bir yıl bitti, lisansın öğrenmeyi öğrenme, doktoranın bilgi üretmeyi öğrenme ve hocalığın da öğretmeyi öğrenme çağları olduğunu keşfettim bu yıl. Yani kısaca ben yine öğrenciliğe devam ettim. 400 sayfalık tez yazsanız bile çok basit bir öğretim tekniği sorusuna bile cevap bulamayabileceğimi ve 5 dersi aynı anda aynı tempoda ve tatmin edici şekilde vermenin mümkün olmadığını farkettim. Ve şuna karar verdim, enerjimi otorite kurmak ve öğrettiğimden emin olmak yerine gerçekten kendimin de eğleneceği ve öğreneceği şekilde bir derse dönüştürmeye harcayacağım. Tecrübe ettiğim bir çok şey oldu ama yaşadıklarımın çoğu, eminim çoğunuz için zaten klişe sayılabilecek şeyler.

Bu dönem tecrübe ettiğim tek şey dersler, öğrenciler, idari işler değildi tabii. Ben ve bölümdeki diğer arkadaşlarımın tecrübe ettiği ve bu hafta sonuçlarını göreceğimiz, “İnsanın ömründe bir kere yapması ama bir daha asla yapmaması gereken şey” sempozyum düzenlemek :) Bir sempozyuma gittiğinizde bir kayıt masası karşılar sizi, programa bakar salonlara gider ve dinlersiniz sunumları, sonra kahve arası ve yemekler olur (Amerika’dakilerde hiiç olmaz), belki bir şehir gezisi ve sonra evinize dönersiniz. Ama işin düzenleme tarafındaysanız iş değişir. O yaka kartlarının tasarımından, plaketlerin kimler tarafından verileceğine karar vermekten tutun da, hangi saatlerde servislerin hizmet vereceğine, özetlerin formatından, çantanın içinde neler olacağına ve nasıl edinileceğine kadar o kadar çok ayrıntı var ki, 4 ay neden her işi gücü bırakıp bununla uğraştığımızı açıklar herhalde. Ancak, sempozyum düzenleyecek olanlar nereden başlayacağız sorusunu sorarlarsa bu işe paradan yani sponsordan başlamak gerektiğini söyleyebilirim rahatlıkla. Çünkü elinize geçecek paradan emin olmadan ne davetli konuşmacıyı ayarlayabiliryorsunuz ne de alabileceğiniz sempozyum çantasının kalitesine karar verebiliyorsunuz. Bizler üniversitenin pek çok kaynağını kullanmamıza rağmen emin olamadığımız bir çok harcama nedeniyle stresli zamanlar geçirdik. Bu nedenle her işten önce sponsorların kapısını çalmak ve işi garantilemek gerekiyor. Şimdi, o stresli zamanları geride bırakıp konuklarımızı bekliyoruz çok şükür ki… Umarım herkes buradan umduğundan daha fazlasını bularak ayrılır…

DSC00659

XII. Ulusal Çocuk Forumu

UNICEF’in liderliğine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve TBMM’nin himayesinde düzenlenen XII. Ulusal çocuk forumu Ankara’da 21-23 Kasım tarihleri arasında yapıldı. Uzmanlar, bürokratlar ve akademisyenler ayrı, çocukların ayrı yerlerde bilgi ve iletişim teknolojilerinin getirdiği yenilik, riskler ve çözüm önerileri üzerinde bilgilendirildi ve çalıştı. Ben sadece yetişkinlerin katıldığı oturumlara katılabildim. Çokça filtrelemenin konuşulduğu bir sunum gününden sonra ikinci gün küçük çalışma gruplarında dijital teknolojileri yararları, riskleri ve önlemler üzerinde yapıcı ve uygulanabilir çözüm ve uygulama önerileri geliştirildi. Son gün ise iki gün boyunca yetişkinler ve çocukların toplantılarında ortaya çıkan sonuçlar TBMM’de sunuldu. Meclisteki toplantıya birçok milletvekilinin yanı sıra meclis başkanı Cemil Çiçek ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin de katıldı. Meclisteki sunumda bizim ortaya çıkardığımızın çok küçük bir özeti sunuldu, sanırım asıl hali de rapor olarak verilmiştir. Cemil Çiçek’in çocukların çevrimiçi güvenliği için bir meclis araştırma komisyonu kurma önerisi ise olumlu karşılandı ancak uygulamaya konulabilmesini umut ediyorum.


Toplantılarımızı özetlersek, filtre uygulamasının başlangıç gününe de denk gelen konferansta tabii ki çokça filtreleme konusu ele alındı, öyle ki TIB (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı)’den gelen her yetkili koşullanmışçasına ve ağız birliği etmişçesine benzer sorulara aynı açıklamayı yapmak zorunda kaldı. İlk gün Türkiye İnternet Kurulu Başkanı Serhat Özeren’in bulunduğu oturuma birçok basın yayın hazır bekledi, onun sunumu bittiğinde ise salonu boşalttılar, muhtemelen bir sonraki gün uygulamaya konulacak filtreleme ile ilgili bir açıklama beklemişlerdi. Yurt dışından gelen konuklar bu kadar politik ve teknik bir meseleye odaklanılmasına şaşırdılar biraz da.  Çünkü onlara (ve bana göre) bu toplantıda asıl konuşmamız gereken aile ve çocukları İnternetin daha etkin kullanılma biçimleri, karşılaşılabilecek farklı riskler ve risklere karşı bilinçlendirme yolları idi. Filtreleme teknik olarak bir kısıtlama getirse de, çocukların interneti çok farklı yerlerde kullandığı ve gerçekten her türlü riski önleyebilmesi mümkün değil. Bu nedenle ihtiyacımız olan şey teknik çözümlerden ziyade etkili yöntemlerin geliştirilmesi, ama uygulanmayacağını düşünmemizden midir bilmem genellikle teknik çözümleri pek bir benimsiyoruz. Belki de EU Kids Online projesinden gelen bir alışkanlığımıza binaen, en azından ben bütün muhtemel risklerden ve çözümlerden bahsedeceğimizi düşünmüştüm. Bazıları tartışıldı ancak çözüm önerileri genellikle aile ve çocuğun dışında bir yerlerin çabalarını gerektiriyordu.
Forumda benim gözlemlediğim bir diğer şey ise, birçok kurum iyi niyetle bir şeyler yapmaya çalışması ancak bariz bir koordinasyonsuzluk varoluşu. Pek çok “(neden) bize sorulmadan yapılmış”, “biz niye davet edilmedik” cümlesi geçti toplantılarda. Üstelik koordinasyonsuzluk ve farklı paydaşların birbirinden habersiz benzer işleri yapması bu kadar eleştirilmişken, her bir çözüm için birçok paydaş önerildi. Belki de bazı işlerde bu kadar ağır ilerlememizin nedeni de bu; çok iş var, yapılan çok şey var ama kimsenin birbirinden haberi yok. Bu nedenle, birçok paydaştan birçok iş istemek yerine, her birim işin bir kısmını yapabilse ve işbirlikli çalışılsa çok daha etkili olabileceğimizi düşünüyorum. Toplantılarda birçok STK’dan yeni haberdar olduk, bu nedenle EU Kids Online web sitemizde bu konu üzerinde çalışan uzman ve STK’ların isimlerini ve iletişim bilgilerini yayınlamayı önerdik. Böylece bu tür toplantılara davetiye gönderilirken bu listeden faydalanılabilir ve uzmanlar birlikte çalışmalar yürütebilirler.
Temel eğitim ve yoksunluklar sorunlarının yanında küçük görünse de, gelecek neslin psikolojik ve sosyal yönlerini etkileyecek bu meseleye dikkatle yaklaşılması gerekiyor. Sadece siber zorbalığın bile nasıl travmalara yol açabileceğini fark etmek sanırım daha gerçekçi çözümler için harekete geçmeyi zorunlu kılıyor.

Go to Top