En son Ekim ayında AECT için Los Angeles’a gittikten sonra yazamamıştım konferans hakkında. Kısaca bahsetmek gerekirse, AECT her geçen yıl ya daha sönük oluyor ya da ben konferanslara katıldıkça artık beklentilerim artıyor. AECT farklı etkinlikler konusunda çok çok zengin bir konferans olsa da maalesef sunumlarda pek izleyici yoktu.

AECT’ten sonra aklımdan da geçiyordu kimbilir bir sonraki ziyaretim ne zaman olur diye (Çok hevesli olmaktan değil, bu kadar yorucu bir yolcuğa ne zaman hazır olabilirim anlamında). Ama bir buçuk ay kadar önce bölüm başkanımın Amerika’ya gitme planından vazgeçmesiyle hızlı bir şekilde tekrar gitmek için hazırlandım. Dış İlişkiler Ofisi Koordinatörü Prof Dr. Fahri Yavuz, dekanımız Prof. Dr. Ali Yıldırım, fakülteden Prof. Dr. Mustafa Sözbilir, Yrd. Doç. Dr. Sinan Koçyiğit ve Yrd. Doç. Dr. Meryem Tan Çelik ile beraber hayatımın en uzun karayolu yolculuğunu da yaşamak üzere Amerika’ya geldik. İlk durağımız New York’tu. Gece vakti otele geldiğimizde otel görevlisinin bir uzunca bir zamandır (7 yıl) doktora eğitimine ara vermiş bir Türk olduğunu görünce sevinmiştik ama sabah kahvaltıdaki başka bir görevlinin biz waffle yapmak için makineye fazla hamur koyunca “bilmiyorsanız sorun!” diye bize çıkışması ile yüzümüz asıldı (Amerikalı olan birisi bunu asla yapmazdı onu biliyorum).

DSC_0334

Sabah erkenden arabada bir country müzik eşliğinde Columbus yoluna çıktığımızda farkettim ki Türkiye’de dinleyeceğiniz bir yol türküsü ne ise Amerika yollarında ancak bir country müzik de o şekilde etki oluşturuyor. Tümseksiz dümdüz giden hiçbir şehir trafiğine karışmayan yolculuğumuz 10 saat sürdü. Yol boyunca belediyelerin oluşturduğu dinlenme alanlarındaki temizlik ve çevre düzenlemeleri harikaydı. Columbus’ta bizi ilk akşam geçen yıl değişim programı ile ünivesitemize gelen Bob yemeğe aldı, bize kendi elimizle pizzalar yaptırdı J (İtalyandı kendisi). Geçen yıl ülkesine dönerken Türk kahvesi, çayı, çaydanlık, ince belli bardak bir sürü şey almış, hepsiyle bize servis yaptı (rolleri değiştik yani J). Konukları arasında yine bu yıl 1 aylık ülkemize gelecek olan İngilizce öğretmenleri vardı, aralarından bir tanesi kendi hazırladığı müzik CD’sini hediye etti, hala dinliyorum.

DSC_0412

Columbus’taki ikinci günümüz Ohio State University’de (OSU) geçti. İlk olarak Fahri Hoca’nın birlikte toplantıya katılacağı üniversitenin Orta Doğu Çalışmaları merkezi müdürü olan Prof. Dr. Alam Payind ile görüşmemiz vardı. Şu sırada bu bölüme olan yoğun ilgiden, öğrencilerin ve işlerin artmasına rağmen bütçede değişim olmamasından bahsetti (şikayet etti mi demeli acaba J). Şu bütçe meselesi ne mühim burada, kime işin püf noktasını sorsanız bütçe, sponsor, kaynak kelimesini duyarsınız. Amerikalı gençler de iş imkanlarını bulma konusunda farklı ülkelere açılmanın yollarını ve yeni iş imkanlarını çok iyi analiz ediyorlar gerçekten. Keşke bizim gençlerimiz de yabancı ülkelerde yeni iş sahaları için kendilerini geliştirmekte bu kadar iştahlı ve cesaretli olsalar. Şu anda Orta Doğu’da bir çok iş imkanı var değerlendirebilenler için. Alam Payind ile görüşmeden sonra Fahri hoca ikili anlaşmalar için toplantıların yolunu tutarken biz de Eğitim Fakültesi’ni (College of Education and Human Ecology) ziyaret ettik, burada Richard Lomax, Karen Irving, Tiffany Wild bizi bekliyordu. Özellikle Mustafa Hoca Fen Eğitimi için özel eğitim konusunda aradığı kişiyi yani Tiffany Wild’i buldu. Dünyada şu anda belki de Fen Eğitimi konusunda özel eğitim (engelli eğitimi) üzerinde çalışan ve bu konuda projeleri olan tek kişi. Bu konuda çalışmayı düşünen varsa iletişime geçilebilir.

DSC_0485

IMG_6268

Tüm toplantılar öğleye kadar bitince, önce muhteşem kütüphanesini gezindik ve sonra Columbus’ta kuvvetli bir yağmur altında bir akşam alışverişine çıktık ve sonra sabah erkenden bu kez Nebraska için yola koyulduk. Yol boyunca farkettik ki 2 günde 7 eyalet görmüşüz New Jersey, Pennsylvania, Ohio, Indiana, Illinois, Iowa ve Nebraska. Iowa’nın Ames şehri benim 1 yıl boyunca kaldığım ve harika anılarımın olduğu yerdi, Des Moine’e (Iowa’nın başkenti) çok yakın bir yerden geçtik ve muhtemelen Ames’e sadece yarım saatlik yolumuz vardı ama çok zamanımız yoktu. Onun yerine Iowa City’e uğramıştık, University of Iowa Tıp Fakültesinden Doç. Dr. Bahri Karaçay sağolsun bizi evinde ağırladı ve güzel bir Türk çayı ile yol yorgunluğunu biraz üzerimizden attık. Bahri Hoca Amerikalı arkadaşları ile bir müzik grubu kurmuş ve birkaç albüm yapmışlar. Üstelik gruplarının adı Türkana idi J (Nedense şimdi Dragonfly filmini hatırladım J). Aldığımız CD’leri yol boyunca dinlemekten büyük keyif aldık. Nebraska’da Lincoln şehrine yaklaşırken gerçekten artık takatimiz kalmamıştı. En son şoförümüz Fahri Hoca’nın da uyumaması için bağıra çağıra şarkı söylediğimizi, hatta bir ara bir zılgıt sesini bile hatırlıyorum :)

DSC_0650

Lincoln de bir çok üniversite şehri gibi fazlaca sakin bir şehir. Lincoln’deki asıl ziyaret amacımız yine ikili işbirlikleri için yeni öneriler getirmek, değişim programları için çeşitli anlaşmalar imzalamak ve gezi ekibindeki okul öncesi bölümü hocalarının Lincoln’deki okul öncesi öğrencileri ve bakıma muhtaç çocuklar için oluşturulmuş laboratuvarlarda incelemeler yapmasıydı.

IMG_6635

Ziyaretimizin İlk gününde Lincoln’deki Ruth Staples Child Development Laboratory ve Educare hepimizi gerçekten çok etkiledi. Ruth Staples’ta, benim de ilk kez duyduğum Reggio Emilia yaklaşımı ile eğitim veriliyormuş. Her çocuk için bireysel bir program yürütülüyor ve çocuklar günün büyük çoğunluğunu dış ortamda geçirip, el becerisine yönelik birçok aktiviteler yapıyorlar. Aileler de eğitime büyük oranda dâhil edilmiş durumdalar. Dönüş uçağında yanımda Amerikalı bir anaokulu öğretmeni vardı, onlar da Reggio Emilia yaklaşımını uyguluyorlarmış, bana etkinlik resimlerini gösterdi, çocuklar bir kuaför dükkânı oluşturmuşlar, burada gerçekten saç yapıyorlar (kesme yok), fiyat listesi belirliyorlar ve kozmetik ürünleri satıyorlarmış. 5 yaşın altındaki çocukların bunları yaptığına inanmak gerçekten güç eğer resimleri görmeseydim.

IMG_6335IMG_6350IMG_6348IMG_6343

Lincoln’de ziyaret ettiğimiz ikinci eğitim merkezi Educare idi. Burada maddi durumu elverişli olmayan ailelerin 0 yaşından itibaren çocuklarına bakım hizmeti veriliyordu. Her 3 çocuğa 1 eğitici düştüğü bu merkezin benzerini okul öncesi bölümündeki arkadaşların oluşturmalarının bizim bağlamda biraz zor olduğu kanaatindeyim. Çünkü bizde çok fazla destek programı mevcut değil,  bu gibi yerler bir çok destek kanalından yardım alınmadan yapılamaz ve en önemlisi bu kadar insan gücüne karşılık bu kadar az kişiye hizmet edilmesi alınacak desteği imkansız hale getirir. Bu laboratuvarda en dikkati çeken şey araştırmacılar için laboratuvarın özel olarak tasarlanmış olması. Bakım yapılan her salona özel araştırmacı odası yerleştirmişler, tek taraflı cam sayesinde salondaki çocuk ve eğiticiler bu odayı göremiyor ancak araştırmacılar hem çocukların bulundukları salonu inceleyebiliyorlar, hem de ses ve görüntü kaydı yapabiliyorlar net bir şekilde.  Tabi böyle bir incelemenin yapılması için bir çok prosedürün yerine getirilmiş olması gerekiyor.

IMG_0733

Bu arada yine bizim alanda nitel araştırma yöntemleri konusunda kitapları oldukça popüler olan Prof. Dr. John Creswell ile de görüşme imkanımız oldu. İlk olarak eğitim fakültesinde yaptığımız görüşmelerde yüksek lisans ve doktoradaki öğrencilerin kısa süreli de olsa araştırma için gelebilmeleri adına bazı kararlar alındı. Bu noktada maalesef üniversitemizde dil problemi var, onun dışında öğrenci masrafını karşıladıktan sonra Amerika’daki üniversiteler her zaman böyle uzun süreli ziyaretlere açık. Günün sonuna doğru Bilkent’te 1 yıldan fazla öğretim üyeliği yapmış olan Theresa Catalano bir çay daveti verdi ve yine büyük bir incelikle küçük bardaklarla servis etti. İnsanların Türkiye ile ilgili güzel anılarının hatta özlemlerinin olmasını ve Nebraska’dan gelecek olan Amerikalı meslektaşların heyecanlarını görmek ne gurur ve mutluluk verici :)

IMG_1793

 

Nebraska ziyaretinin ikinci günü tamamen tahtadan yapılmış bir tesise sahip bir golf sahasında yapılan Nebraska Center for Research on Children, Youth, Families and Schools (CYFS)’un konferansında geçti, konferansın teması yine erken çocukluktu. Konferans açılışından sonra küçük odalara ayrılıp sunumları izledik. Benim girdiğim salonda genellikle erken çocukluk döneminde verilen çevre, sosyal sorumluluk, ahlaki gelişim ve farklı bireylere saygı gibi konulardaki çalışmalar sunuldu. Her sunumun sonunda izleyicilerin sunumla ilgili izlenimlerini kendilerince özetleyebilecekleri bazı sorular sorulmuştu. Her sunumdan sonra farklı masalardaki dinleyiciler kendi aralarında bu soruları tartışarak diğerleri ile paylaştılar. Çok hoş bir yansıtıcı pratik uygulamasıydı.

DSC_0875

Nebraska’da her öğle ve akşam yemeklerinde eğitim fakültesi ve  Children, Youth, Families bölümünden hocalarla beraberdik. Amerikalılar için iş yemeği çok önemlidir. Kendinizi bazı fikirler üretmek ve söylemek zorunda hissedersiniz. Bu nedenle her yemek vakti bir öğrenme deneyimi sağladı (ve hatta yordu) diyebilirim. Ve yine hep söylediğim gibi, “ee bu gezinizden neler öğrendiniz, ülkenize buradan bilgi olarak ne götüreceksiniz” soruları sıkça soruldu. Ve tabi bir de planlama… Lincoln ziyaretinde bizimle sürekli ilgilenen Dr. Helen Reikes ziyaretimizin mümkün olduğunca dolu geçmesi için güzel bir program hazırlamıştı. İlk gün program üzerinden dikkatlice geçti ve bize herhangi bir sorun olup olmadığını sordu. Ziyaret benim alanımla çok ilgili olmamasına rağmen, benim için de hızlıca birçok çözüm üretti doğrusu. Hazırladığı programda bizi her gün serviste kimin karşılayacağından tutun da, bizi çaya davet eden Dr. Catalano’yu ziyaret edeceğimiz saat dilimleri bile vardı ki, çay davetine tam zamanında gittiğimiz gibi tam zamanında da kalktık. Bu ziyaretten iki hafta sonra Nebraska University of Lincoln’den 6 hoca bizim Ziraat Fakültesi’ni ziyarete gelmişti. Fahri Hoca ziyaretçi hocalara 15:30’da bir şehir turu rehberliği yapabilir misin diye sorunca tamam demiştim. Ben 15:30’da onların toplantı yaptığı salonun kapısından beklerken toplantı salonuna davet edildim ve maalesef Amerikalı ekip süreyi aşıyoruz diye defalarca tekrarlamasına rağmen o toplantı en az 40 dakika uzadı. O zaman aklıma Dr .Reikes’in programdaki her konudaki dakikliği aklıma geldi. Amerikalı ekipte bulunan ve uzun yıllardır Nebraska’da yaşayan bir Türk hocanın, Türkiye’deki meslektaşlarının bu programa uymama alışkanlıkları karşısında diğer Amerikalı meslektaşlarına karşı mahcubiyet hissettiği yüzünden anlaşılıyordu doğrusu.

Lincoln’de üçüncü günümüzde Türk ekibi olarak bizler sunum yaptık. Türkiye’de neler yapılıyor, üniversiteler ne durumda bunu göstermekti amacımız (daha doğrusu bunu onlar talep etti). Benim ilgi alanlarım arasında bu grubun ilgisini çekebilecek en iyi konu Fatih projesiydi ki gerçekten salondakilerden bu konuda daha fazla bilgi edinmek isteyenler oldu. Öğlene doğru sunumlarımız bittikten sonra, Lincoln’deki son etkinliğimiz Eyalet binasını ziyaretti.. Burada bir görevlinin yardımı ile eyalet binasının ilk iki katını inceledik. Eyalet binası Lincoln şehri ve Amerika’nın genel olarak tarihini yansıtan biçimde tasarlanmış. 1922 yılında başlayıp 10 yıllık bir süreçte tamamlanan binadaki tüm sanatsal eserler Amerika tarihindeki önemli dönüm noktalarını, milli birlik ve beraberliği ve sorumlulukları yansıtmakla beraber kullanılan malzemelerde farklı anlamlar varmış (tıpkı başka tarihi eserlerde malzemenin de anlam taşıması gibi) ve bu malzemeler dünyanın farklı yerlerinden getirilmiş. Eyalet binası hem yönetim hem de yargı birimlerini içeriyordu. Ben bizim meclisi hiç görmedim (12 yıllık Ankara yaşamımda), Tv’den gördüğüm milletvekili masaları tertemiz J  Ancak buradaki meclisteki masalar oldukça eğlenceli görünüyordu.  Temsilciler fotoğraflar, okuma kitabı, kişisel eşyalarıyla çok sıcak ve samimi bir ortam oluşturmuşlar. Ve bir de binanın tematik yapısı, her dönemde Amerikalıların yenilenen toplum felsefelerini yansıtan çizimler gerçekten çok hoştu. Bina sanırım Lincoln’un en fazla ziyaret edilen mekanlarından biri bu nedenle rehberler görevlendirmişler ve içeride bir çok ziyaretçi vardı. Ayrıca daha sonra web sayfasından baktığım kadarı ile binada düğünler yapılıyor ve düğün fotoğrafları da çekiliyormuş. Yine Amerikalılar’ın kültür ve değer oluşturma becerilerine gıpta ediyorum her zamanki gibi.

DSC_0023DSC_0066
IMG_6619
Untitled

 

 

Nebraska’dan son akşam yemeğinde alınan bir çok işbirliği kararları ile ayrıldık. Bu kez çok şükür ki uçakla önce New York’a geçtik. Burada da bir günlük bir gezi planlamıştık. Devasa ışıklı panolarla süslü ve panolar sayesinde gündüz gibi görünen Time Square’a gece gitmek gerekiyormuş. Ama insan şaşırıyor, bu tıklım tıklım kalabalığı sadece bu yüksek binalar ve ışıklı panolar mı çekiyor diye.

IMG_6732

Sabah da 5th Avenue ve Central Park’ı görelim dedik, keşke sadece Central Park’ta zaman geçirseydik, bence sadece yüksek binalardan gözlerinizin yorulduğu bir caddede alışveriş de yapmayacaksanız  o binaların arasında kalmış bir vaha gibi görünen güzelim parkta vakit geçirmeli.

DSC_0127

 

DSC_0217

 

Ağaçlar yeşillenmiş ve çiçeklenmiş olsa eminim çok daha harika bir görsel şölen olabilirdi. Tabi kısa zamana sıkıştırınca parkın çok az bir kısmını gezme şansımız oldu, sonrasında biraz da çok gerekli olmayan bir acele ile havalimanına doğru yola koyulduk, üstüne uçak da 2 saat kadar rötar yapınca daha da bir hayıflandık. Dönem ortasında, dolu dolu, uyumlu gezi grubu sayesinde çok eğlenceli bir 10 gün geçirdik diyebilirim.  Bakalım bir sonraki Amerika ziyaretimiz ne zaman olacak (Yine aynı tonlama ile soruyorum, bu yorgunluğa ne zaman hazır olurum acaba :))..