Posts tagged eu kids

2014-06-20 19-33-46

EU Kids Son Toplantısı

Mükemmel bir ekip çalışması, büyük özveri ve harika bir proje yönetimi ile EU Kids Online projesinin 3. ayağı da sona erdi. Milano’da yapılan son toplantıya ben katıldım Türkiye’den. Dünyadaki ekonomik kriz galiba projelerde de etkilerini gösteriyor olmalı, Erasmus başvurum kabul edildi, ama sadece 5 gün destekleniyor, EU Kids Online projesinin ilk ayağında her ülkedeki ekiplerden 2 kişi destekleniyordu, 2-3. ayağında tek kişi desteklendi, şimdi 4. ayağı başlamak üzere ve tek kişi desteklenecek ancak bu kez yemek de hariç. Giderek Avrupa kemerleri sıkma politikası uyguluyor sanırım. Avrupa’nın değişmeyen özelliği ise şehirleri, her şehir birbirine benziyor, bir kaç ayırt edici yapı haricinde. Milano’yu kocaman kapıları, ilginç kapı kolları, binaların apartman dış kapısından girilince sizi sürpriz yapan bahçeleri, Doumo Kilisesi ile hatırlayabilirim. Tabi bir de harika pahalılığı ile! Yazlık bir bluz sokak arası küçük sıradan bir mağazasında bile 200 Euro’dan başlıyordu.

2014-06-20 19-33-46

2014-06-19 19-53-20

2014-06-19 19-13-19

Milano’daki toplantılar hep 3. aşama boyunca ortaya konulan çıktıların gözden geçirilmesini içeriyordu. Geliştirilen politikalar, yeni katılan ülkelerde ortaya konulan raporlar, web sayfasının daha işlevsel ve daha fazla talepleri karşılar hale getirilmesi, nitel bulgulaırn tartışılması ve bir sonraki aşamada nelerin yapılacağına karar verilmesi genel toplantı konularıydı. Gerçekten İnternet Riskleri boyut değiştiriyor, sürekli güncel kalabilen bir konu. Çünkü teknolojilerin şekli şemali değişiyor. Düşünsenize proje 2006 yılında başladığında henüz Facebook bilinen bir şey değildi dünyada (ben bilmiyordum mesela :)). Ama şimdi Facebook kaynaklı bir çok internet problemi ile karşı karşıyayız. Hele mobil cihazlar, daha doğrusu yazılımlar… O gün bineceğim uçağa yetişmem için evden kaçta çıkmam gerektiğini hesaplayıp bana mesaj veren bir google var mesela. Teknolojinin bu kadar sarıp sarmalaması, insanın özelinin hiç kalmaması, ya da kafasını dinlemek istese de hala kolay ulaşılabilir olması yakında farklı farklı risk tanımlarını doğuracaktır muhakkak. İşte buradan yola çıkarak bizler de Türkiye’de farklı projeler için hazırlıklara başladık.

Avrupa’nın ekonomik krizinden bahsetmiştim yazının başında. Bu yazıyı henüz yayınlayamadan yani 6 ay sonra bu kez Brüksel’de toplandık EU Kids için. Ancak ne yazık ki EU Kids IV şu anda sadece isim olarak mevcut desteklenmiş durumda yani herhangi bir proje yok, sadece bu ayağın ilk toplantısı mahiyetinde ufak bir destek sağlanmış. Yine de bizim gayretli proje yöneticilerinin çabaları devam ediyor. Eğer EU Kids Online, Avrupa Komisyonunun Safer Interet programı tarafından desteklenirse projenin amacı 2017’de EU Kids Online anketini tekrar uygulayarak uygulamaların etkinliğini görmek olacak. Öte yandan bu süreden daha önce ülkelerin kendi proje destek kuruluşlarına başvurarak bütçe bulup bulamayacakları sorusuna ise sadece Türkiye olumlu yanıt verdi. Anket çalışmasını bir yana bırakırsak, her ülkenin bu konudaki ajandasına bakıldığında her ülkeden 1 ile 5 arasında farklı çalışmanın tasarlandığı düşünülürse yaklaşık 100 çalışma önerisi getirildi. Yani çocukların internet güvenliği, bilinçlendirilmesi ve başa çıkma stratejilerine yönelik, farklı yaş gruplarından çocuklar, aileler, öğretmenler ve politika geliştiricilere yönelik yapılacak pek çok çalışma var.

2015-01-23 12-49-11

Son olarak Avrupa şehirleri birbirine benziyor demiştim, Brüksel de yine aynı bol süslemeli, ihtişamlı binaları ile artık gözümüzün alıştığı bir yer gibi geldi. Ama diğerlerinden daha sönük geldi, şehre ilk girerken aklımdan “Avrupa şehirlerinde hiç yol, inşaat çalışması olmaz mı her şey mi yerli yerinde olur” diye geçiyordu, sonra metroya bir inşaat yığını arasında (hem de ciddi anlamda tehlikeli durumdaydı inşaat) ulaşınca ve otelden toplantı yerine kadar her sokakta üç tane inşaat görünce içim rahatladı doğrusu :) Ama Milandaki daha özeni, sıcaklığı, doğal güzelliği ve estetiği Brüksel’de görmediğimi söyleyebilirim. Bir de Erzurumda sadece şöyle bir atıştırdı diyebileceğimiz hemen erimeye meyilli bir kar yağdı döneceğimiz sabah ve bütün ulaşım aksadı, 40 dakika sürekli gecikeceği anons edilen bir otobüsü beklemeyi bırakıp en son taksi ile ulaştık havalimanına. Bundan sonra Erzurum’la ilgili en ufak şikayette bulunmayacağım, kar konusunda uzman ve gayet hızlı hareket eden bir şehrimiz olduğuna emin oldum.

2015-01-22 10-35-32

Publishing

Bir Makalenin Hikayesi

Geçtiğimiz Kasım’da Ankara’da Çocuk ve Bilgi Güvenliği Kongresi yapılmıştı. Danışmanım Prof. Dr. Kürşat Çağıltay EU Kids projemizin bulgularından bahsetti panellerin birinde. Benim en çok dikkatimi çeken ise hemen hemen her sunumda EU Kids bulgularına yer veriliyor olmasıydı. Yani proje gerçekten çok yaygınlaşmış, bizler bir çok konferansta sunumlarını yaptık, bir kaç kez rapor yayınladık ve Türkiye web sayfasından bir çok bulguyu paylaştık. Ayrıca EU Kids Online projesinin partnerlerini yaptığı farklı yayınlar var, yani bu alanla ilgili az çok çalışma yapan herkes bu projenin farkında. Ama nasıl olduysa EU Kids’in Türkiye’ye ait en temel bulgularını içeren makalemiz yayınlanmakta çok gecikti. Bir kaç kez reddedildi öncelikle ve malesef bana göre reddedilme nedenleri çok anlamlı değildi. Türk hakemlerin her türlü anket için güvenilirlik skorları istemesi ve betimleyici istatistiği yeterince anlamlı bulmaması bu redlerin en önemli sebebiydi.

Öncelikle vurgulamak gerekir ki EU Kids 25 ülkeden 100’ü aşkın araştırmacının bir araya geldiği bir proje, anketin geliştirilme sürecinde uzun bir fikir alışverişi gerçekleşti ve teorik alt yapı tam anlamıyla güvenli internet kullanım alışkanlıklarına tüm yönlerini kapsıyordu. Ankette hem çocuklar hem de o anda yanlarında bulunan bir ebeveynlerine sorulacak sorular mevcuttu. İlk taslak anket geliştirildikten sonra birincisi sadece İngiltere ve ikincisi tüm partner ülkelerde tüm yaş gruplarını kapsayacak şekilde “bilişsel görüşmeler” yapıldı. Bilişsel görüşme (Cognitive interview) kişilerin enstrümandaki ifadeleri yeterince anlayıp anlamadığını, cevaplamakta zorlanıp zorlanmadığını, ifadenin daha anlaşılır nasıl olabileceğini, kişilerin sosyal beğenilirlik hissine kapılıp cevap vereceği türden bir soru olup olmadığını anlamak amacıyla yapılır. Burada anketör direk olarak soruları kişilere sorar ve hem cevabı hem de kişinin tepkilerini not eder, böylelikle enstrüman bir adımda daha şekillenmiş olur. Tüm bunlar yapıldıktan sonra yeniden 500 çocukla 5 ülkede bir pilot çalışma yapıldı ve EU Kids Online anketine  son şekli verildi.

EU Kids Online enstrümanı 200’e yakın soru içeriyor (SPSS dosyasında ise 750’den fazla değişken var, alt sorular nedeniyle) onlarca farklı başlıklar altında ve her birinin ölçtüğü şeyler farklı türden bazılarında süre, bazılarında sıklık ve bazılarında  katılıp katılmama soruluyor. Bu nedenle tam anlamıyla anketti ölçek değil. Yani maddelerin birbiriyle ilişkilerinin  olmasını beklemiyoruz. Bu anlamda bu anketten illa ki bir güvenilirlik skoru beklemek açıkçası ya tüm anketlerin güvenilirlik skoru gerektirdiği düşüncesinden ya da bizim belirttiğimiz enstrümanın nasıl bir anket olduğunu anlatamamış olmaktan kaynaklanabilir.

Hakemlerin reddetmedeki ikinci savunması ise betimleyici bir çalışma olmasıydı. Göz alıcı istatistiksel sonuçlar çekici olabilir ama henüz Türkiye hatta Dünya için yeni olan bir konuda neden betimleyici istatistik göz ardı edilsin? Ebeveynlerin (ankete katılan ebeveynlerin çoğu anne idi) sadece %25’i internet kullanırken çocuklarına internet kullanımında %60lar civarında yardım ettiklerini iddia ediyor olmaları yeterince anlamlı veriler değil mi? Bu sayılardan çıkarım yapmak da çok zor değil açıkçası. Üstelik makalede sorulan soruların büyük çoğunluğu ilk kez araştırmalarda sorulmuş sorular ve cevapları oldukça çarpıcı.

Publishing

Nihayet makalemiz bu argümanları aşarak son gönderdiğimiz Eğitim ve Bilim dergisinde yayınlandı kabul edilişinin üzerinden 15 ay geçtikten sonra… Türkiye’de SCSI dergilerde yayın yapmak çok zor, hele bizim alanda… Aslına bakarsanız Türkçe makale yazıp kendi literatürümüzü geliştirmeyi çok istiyoruz ama bunca emek verdiğimiz şeyleri Türkçe yayınlamakta çok zorlanıyoruz. En kısa zamanda dergi sayısının artması ve daha objektif bir değerlendirme ve yayın sürecine ihtiyacımız var…

Makaleye http://egitimvebilim.ted.org.tr/index.php/EB/article/view/1867  linkinden ulaşabilirsiniz…

A_2014-01-19 07-42-04 - Copy

Abant’ta Dijital Yaşam Üzerine

Yeşilay’ı nasıl bilirsiniz? Ben yıllardır sadece alkol ve sigara bağımlılığı ile mücadelesi ile tanırım, eski bütün broşür ve afişlerinde de bu vurgu vardır çünkü; oysa onların misyonu genel olarak “bağımlılık”mış. Bunu sonradan mı bu şekle dönüştürdüler bilmiyorum, ama hep bu misyonu taşıyorlardı ve ben bunu bilmiyorsam gerçekten çok geç kalmışım öğrenmek için. Misyonu kötü alışkanlıklar ve bağımlılıkla mücadele olan bir sivil toplum kuruluşu, günümüzün yeni bağımlılık unsurlarından “teknoloji” için de bir çözüm üretme arayışını da ajandasına eklemiş gibi görünüyor. Teknoloji (ki burada internet bağımlılığının kastedildiğini tahmin ediyorum) ya da internet bağımlılığı deyince aslında bir çelişki var. Alkol ya da sigara denildiğinde yarardan bahsedemiyoruz belki ama teknoloji denildiğinde hayatın vazgeçilmezi ve hayatı kolaylaştıran en önemli unsurlardan biri. Prensky’nin dijital vatandaş tanımına bakıldığında dijital vatandaş ile teknoloji bağımlısı aynı şeyler, yani teknoloji bağımlılığı ile mücadele bir dijital göçmen mücadelesi anlamına gelebilir. Teknoloji bağımlılığı böyle toplu şekilde mücadele gerektiren bir bağımlılık şekli olamaz. Bu nedenle “İnternetin Bilinçli Kullanımı ve Teknoloji Bağımlılığı” Çalıştayının başlığında “teknoloji bağımlılığı” ibaresi bence hatalıydı ama Yeşilay, Bilgi Teknolojileri Kurumu ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın işbirliğinde Abant’ta gerçekleştirilen bu çalıştayda bunun dışında herşey harikaydı. “Teknoloji Bağımlılığı Bilinçlendirme ve Farkındalık Oluşturma”, “Teknoloji Bağımlılığını Önleme”, “Dijital Okur-Yazarlık” ve “”Dijital Hak ve Sorumluluklar” başlıklarındaki çalışma grupları 3 gün boyunca çalışarak raporlarını tamamladı.

A_IMG_12

Çalıştaylar, panel, konferans, kongre gibi akademik etkinlikler arasında benim en sevdiğim etkinlik. Çünkü bir kaç gün boyunca (belki daha kısa da olabilir) bir grupla beraber bir konuda çözüm üretmeye çalışıyoruz. Bu süreçte insanları daha yakından tanıma, tartışma, birbirini anlama, çok farklı perspektiflerden konuyu irdeleme fırsatı buluyoruz. Örneğin yer aldığım “Dijital Haklar ve Sorumluluklar” grubunda yer alan katılımcıların kurumları şöyle: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Yargıtay Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü, Talim Terbiye Kurulu, BTK, TİB, Hacettepe Psikoloji, Ankara Tıp, Gazi Tıp,Yeşilay, TEMKODER, Mutlu Çocuklar Derneği, Anadolu Üni – BÖTE, Atatürk – BÖTE :) Hal böyle olunca özellikle işin yasa-yargı boyutunda bir çok şey yeni şey öğrendim. Moderatörlüğünü Ankara Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Betül Ulukol’un ve raportörlüğünü benim yaptığım çalışma grubunda öncelikle bazı tanımlar yapma gereği duyduk, örneğin dijital haklar, bilgi ve veri güvenliği ne demektir, unutulma, lekelenmeme hakkı nedir, dijital sorumluluk nedir gibi… Daha sonra günümüzde mevcut olan dijital ortamda yaşanan problemleri ve bu problemlerin hangi eksikliklerden kaynakladığını ve buna yönelik uygulamada, devlet politikasında, eğitimde ve yasamada ne tür ihtiyaçlar olduğunu belirledik. Raporumuzun taslağını oldukça dolu bir içerik ve uygulanabilir önerilerle tamamladık.

A_IMG_9898

A_IMG_9950

Rapor yazımına hala devam ediyoruz çünkü tüm raporun hazırlanması için 3 gün gerçekten çok kısaydı. Pazar sabahı 7 Km’lik bir sabah yürüyüşünden sonra kısa bir oturumla ile raporun taslağına son şeklini verdik ve 4 grup da sunumlarını yaptı. Teknoloji bağımlılığı başlıklarındaki raporlarda da tahmin ettiğimiz gibi genellikle “internet bağımlılığı” vurgusu yapılmıştı. Çıkan sonuçların BTK ve TİB tarafından değerlendirilerek uygulamaya aktarılması konusunda beklentilerle çalıştay sona erdi.

A_IMG_9995

Abant yolculuğunun en güzel taraflarından biri de lisanstan hocalarımla tekrar görüşme şansını edinmiş olmamdı. Hocalarımdan birini neredeyse mezun olduğumdan beri görmedim. Yıllar sonra aynı ortamda, çay sohbetlerinde bir araya gelmek, fikir paylaşmak kadar mutluluk verici bir şey yok :)

Tabi oksijenin bizlerde mahmurluk oluşturduğu güzel Abant’ta keşke biraz da kar olsaydı. Erzurum’da Aralığın ilk gününde yağan kar 1.5 ay boyunca hala dururken Marmara’da kardan eser yoktu. Bu yıl Abant’a bile doğru düzgün yağmamış, mont giyme ihtiyacı bile hissetmedim. Çalışmalar sırasında çok çok az fırsat bulup çıktığım otelin otelin yakınında tatlı ve şirin teyzeler ev yapımı yiyecek ve çiçekten taçları sergiliyorlardı. Çok şirin iki teyze yanyana benzer şeyler satarken, birinden iki şey almak isteyince “birini benden diğerini de bundan alıver” demesi çok hoşuma gitti :)

Son olarak her dışarı bakışımdaki manzaralar ise bir harikaydı, bir de sevimli köpek ordusunun eşlik ettiği sabah yürüyüşü :)

A_2014-01-19 12-32-16

A_2014-01-19 07-42-04

A_2014-01-19 07-59-10

IMG-20131224-WA0015

Sosyal Medyanın Yeniden Keşfi

Öncelikle şu ayrımı yapmak gerekiyor sosyal medya ve sosyal ağlar aynı şeyler değil. Önce sosyal medya vardı, hani Web 2.0 ile gelen. “Kullanıcıların kendi oluşturdukları içerikler”di sosyal medya. Bloggerlar bir anda türedi, sonrasında video ve resim paylaşım alanlarında patlama yaşandı. Bunların hepsi insanların iletişim ihtiyacının bir sonucuydu ve dijitalleşen yaşamda önemli bir iletişim boşluğunu doldurdu. Daha sonra sosyal ağlar yaygınlaştı. Artık başkalarının paylaştıklarını tek bir pencerede görme imkanı doğunca o emek emek oluşturulan bloglar yerine daha kısa, daha hazır mesajları paylaşmak cazip gelmiş olmalı ki, Amerika’da 2006’da %28 olan blogger oranı 2009’da %14’e düştü. Paylaşım paylaşımı getirdiği için dakikalar içinde binlerce kişiye ulaşmak daha kolay hale geldi. Bu çığ gibi kontrolsüz büyüme tabi ki bir yerde bir sosyal sorun olarak karşımıza çıkmak zorundaydı!

Sosyal medyanın ve sosyal ağların gücünü farketmekte çok geç kalmış olsak da son zamanlardaki olaylar öylesine bir “sosyal medya bizim hayatımıza neler getiriyor” telaşı uyandırdı ki şu ara her hafta bunun üzerine bir etkinlik var. Bizler, “çocuklar sosyal ağlarda neler yapıyorlar, kişisel bilgilerini nasıl koruyorlar” noktasındayken Kayseri Öğretmenevi’nde yaptığım sunumdan sonra öğretmenlerin dile getirdiği şeylerden büyüklerin endişelerinin bunun çok ötesinde olduğu anlaşılıyor. EU Kids, BTK ile yaptığımız sosyal ağlar çalışması ve Erzurum’da yürüttüğümüz güvenli internet araştırmalarının sonuçlarını harmanladığım sunumumda daha çok öğretmenlerin çocuklara hangi konularda yardımcı olabileceklerini vurgulamaya çalıştım. Ancak öğretmenler için sosyal medya toplumu nasıl etkiliyor, sosyal medya çocukları bir yerlere sürüklüyor mu, sosyal medya bizim takip edilmemize mi neden oluyor, yasal sorumluklar neler, bu kadar gerçek dışı haber dolaşırken hangisine inanacağız gibi konular merak ediliyordu. Ve açıkçası bütün bunlar için henüz net bilgilere sahip değiliz. Bir öğretmenin ısrarla çok farklı kaynaklarda çok farklı bilgiler oluyor hangisine inanacağız konusunda bir formül arayışı karşısında sanırım söylenebilecek şey “sadece gördüğünüz herşeye inanmamanız ve sabredip sonucu görmeniz konusunda bilinçli olmanız gerekiyor”.

sosyalmedyaPanel

Avukat Tuğsan Yılmaz, Uluslararası Sosyal Medya Derneği Genel Sekreteri Salih Çaktı, Yen Yüzyıl Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Doç. Dr. Kamile Akgül, Erciyes Üniversitesi Hukuk fakültesinden Yrd. Doç. Dr. Fatih Birtek ile beraber yaptığımız sunumlarda işin hukuki boyutu izleyiciler için daha fazla etki bıraktı denilebilir. Kırşehir’den sonra Kırıkkale Üniversitesi’ndeki sunumlar ise iletişim fakültesindeki öğrencilere yapıldığından onlar için genel olarak medyanın etkisi konusunda beklenti içindeydiler. Tabi sunumu yapan bizler her seferinde hedef kitle değiştiğinden sunumlarda biraz zorlandık. Genel olarak her kesim biraz bilgi kirliliğinden, sosyal medyanın gücünden ve insanlar üzerindeki etkisinden tedirgin hale gelmiş durumda.

IMG-20131224-WA0015

Durum böyle olunca yeni bir araştırma ajandası geliştirme ihtiyacı hissettim. Son günlerde Facebook sosyolojisi üzerine çalışıyoruz BAP projesindeki arkadaşlarımla. Hani şu “neden benim eklediğim hiç bir şeye yorum yazmıyor” diyerek bozulan arkadaşlıklar, facebooku artık gönderme yapma platformuna dönüştürme alışkanlıkları gibi konular bu çalışmanın kapsamında. Bunun yanı sıra sosyal medyanın kişileri etkileme gücü, sosyal medya ile değişen inançlarımız, sosyal medya ile ilgili tedirginliklerimiz de yeni ajandada yer alacak. Bu açıdan Ocak ayının ortalarında Abant’ta yapılacak olan “Bilinçli İİnternet Kullanımı ve Teknoloji Bağımlılığı” çalıştayında yer alacağım “Dijital Hak ve Sorumluluklar Çalışma Grubu”ndan da yeni ajandalar çıkacağı kanaatindeyim. Bu iki etkinlik sayesinde gelecek dönem vereceğim Sosyal Medya ve Etkileri isimli yüksek lisans dersi için de bir çerçeve çizmeyi umuyorum. Dersi de her hafta bir çalıştay olacak şekilde planlıyorum. Çünkü şu aşamada bilgiden ziyade açıklığa kavuşturulması gereken sorular var elimizde. Bu soruları çalıştaylarla bilgiye dönüştürmek gerekiyor.

030420132566

Paylaşmadan önce iki kere düşün!

EU Kids ile başlayan maceramıza Erzurum’da öğrencilere seminerler vermek yoluyla devam edelik demiştik. Malum çalışma sonuçları genellikle 9-16 yaş grubu öğrencilerin sosyal ağları çok yoğun kullandıkları ve gizlilik ayarları konusunda yeterince hassas olmadıklarını gösteriyor. Erzurum’daki ilk seminerimizi 96 öğrenci ile gerçekleştirdik, aslında veli ve öğretmenleri de hedeflemiştik ancak, sadece 5 anne geldi, öğretmenlerden ise bize yardımcı olan bilişim öğretmenimiz dışında merak edip seminer odasına giren olmadı. EU Kids sonuçlarında annelerin %24’ünün İnternet kullanıcısı olduğu ortaya çıkmıştı, bizimle görüşen annelerde ise sadece biri İnternet’i bazen bir şeyler aramak için kullandığını söyledi. Evine İnternet almaktan korkanlar bağımlılık yapacağı korkusu nedeniyle almıyorlarmış, bir de zamanlarda özellikle Facebook’ta sorun yaşayanlarla ilgili çıkan haberler nedeniyle endişe taşıyorlarmış. Bunun dışında İnternet’te çocukları riske koyacak unsurlardan genellikle haberdar değillerdi.

EU Kids’in sonuçlarına benzer şekilde öğrencilerin çoğu bizim saydığımız internet kullanım becerilerine sahip olmadıklarını söylediler. EU Kids sonuçlarında da sayılan 8 beceriden 2.6’sına yani Avrupa’nın en düşük ortalamasına sahip ülkeyiz. Çocukların çoğu e-mail adreslerini kullanmıyorlar, onlar için e-mail adresi kavramı facebook adresi ya da msn adresi demek. Çoğu bir resim paylaştığında bunun nasıl sonuçlara varacağından habersizdi. Bir çok resmini paylaşan bir kız öğrenci 60 takipçisinin olduğunu gururla söyledi, takipçilerden büyük yaşlarda olan, resmini değiştirdiğinde kompliman yapanlar var. Bir çok kişi hesabının çalınması durumunu yaşamış, ancak tek çözümleri yeni bir hesap açmak olmuş. Çocukları en şaşırtan ise onlara espri ile karışık gösterdiğimiz Ramiz dayı resmi eşliğinde sorduğumuz “dayınızın, dayınız olduğunu etiketlerseniz bunun sonuçları ne olabilir” sorusunun cevabıydı. Çocukların çoğu gizli soru kavramı konusunda bilinçli değil, onlara şifrelerinin çalınmasında bu tür bilgilerin etkisinin olabileceğini söyledik. Ayrıca paylaştıkları bir resmi bir başkasının nasıl kullanabileceğine dair küçük bir drama gerçekleştirdik. Bazı öğrenciler telaşa kapılıp resimlerinin indirilmesini nasıl engelleyebileceklerini sordular. Bu nedenle tüm seminer boyunca öğrencilere “Paylaşmadan önce iki kere düşün”ü ilke edinmelerini sağlamaya çalıştık.

Bizim için de çocukların kısıtlı da olsa asıl sorunlarını anlamamızda yardımcı oldu bu seminer. Daha sırada 19 okul var…

sempozyum

Uluslararası Risk Altında ve Korunması Gereken Çocuklar Sempozyumu

Ankara’yı ve ODTÜ’yü çook özlemişim… Ama o trafik de neydi öyle, Çukurambar’dan Mariott Otel’e giden 1.5 km’lik yolu yarım saatte aldık sabahın 8:30’unda. Organizatörler Emniyet birimleri olunca. 4. Uluslararası Risk Altında ve Korunması Gereken Çocuklar Sempozyumu’a katılım da hayli yüksekti. İlköğretim öğrencilerinin hazırladığı İnternet güvenliğine dair afişlerin donattığı fuayeye sığmak pek mümkün olmadı doğrusu. Katılımcıların büyük çoğunluğunun emniyet mensubu olduğu sempozyumda iki temel konu çerçevesinde sunumlar yapıldı. Emniyet birimlerinden yapılan sunumlarda çocukların çok ciddi şekilde maruz kaldığı çocuk istismarı, kaçırılması, ya da dolandırıcılık gibi emniyet birimlerinin birebir takip ettiği sorunlara ilişkin konular da ele alındı. Diğer bir konu ise daha çok eğitim ve psikoloji uzmanlarının üzerinde durduğu siberzorbalık, internet bağımlılığı, sosyal ağlarda güvenlik sorunlarını kapsayan sorunlardı. İlk oturumda hep psikologlar olduğundan konular genellikle İnternet bağımlılığına yönelikti ve bu oturumda “eyvah bu İnternet’le nasıl baş edeceğiz” tedirginliği oluşturan bir hava vardı . Özellikle Prof. Dr. Bengi Semerci’nin bir çocuk tarafından kendisine gönderilen bizimle paylaştığı bir e-maili ve hele Prof. Dr. Nevzat Tarhan İnternet’i evin yeni reisi olarak adlandırdığı karamsar tabloyu gören veliler çocukları İnternet’te uzun zaman geçiriyorsa muhtemelen soluğu psikologlarda almışlardır.

İkinci gün sabah oturumundaki sunumumuzda öncelikle sosyal ağlarda Türkiye, Avrupa (24 ülke) ve Amerika’daki çocukların davranışlarına ve ülkelerin İnternet risklerine karşı aldığı önlemlere odaklandık. EU Kids projesinde ortaya çıkan sonuçlara bakılınca çok da korkacak bir şey yok gibi geliyor, siber zorbalık oranı Türkiye’de %3ler seviyesinde, pornografik görüntü gördüğünü söyleyen çocuklar %15’i geçmiyor, hele İnternet’te yaşadığı bir sorun nedeniyle rahatsız olan çocuk sayısı çok çok daha az. Gerçi araştırmaların sonuçları da birbirinden çok farklılık gösterebiliyor. Başka bir sunumda çocuklarda siberzorbalık oranının %48 olduğunu gördüm. İster istemez dinleyicilerin kafası karışabiliyor ve bazı eleştiriler geliyor bu farklı rakamlara, fakat sorunun şekli ve örneklem de önemli. Bizim çalışmamızda soru şeklimiz çocuğun İnternet üzerinden kırıcı ve kötü bir davranışa uğrayıp uğramadığı gibi tek bir soru idi. Oysa siber zorbalık pek çok şekilde yapılıyor örneğin bir başkasının resmini izni olmadan yayınlamak, istemediği bir bilgiyi paylaşmak gibi, internet üzerinden hakaret etmek, aşağılamak, tehdit edici ifadeler kullanmak, görmek istemediği türden bilgi ve resimleri göndermek gibi. Pek çok çocuğun bunlardan herhangi birini yaşamış olabileceği düşünüldüğünde toplam sayının yüksek olması normal. Bir de küçük çocuklarda sosyal ağ kullanımı çok fazla, özel bilgi paylaşımı da. Bunun bir çok risk getirisi olabilir belki ama bunun kötü sonuçlarını yaşamış olduğunu söyleyen çocuk sayısı çok fazla değil, ya da bu ortamlarda yaşadıkları sorunların farkında değiller. Paylaşılan onca durum, resim ya da özel bilgilere rağmen, Türkiye’de sosyal ağ kullanan çocukların sadece %6’sı paylaştığı bir şey nedeniyle pişman olduğunu ifade ederken Amerika’da bu oran %75’in üzerinde (Cox Araştırması, 2009).

Yaşanabilecek olası zararlara karşı her yerde çocukları çözüm önerileri “aile ve okulda bitiyor” da, ailelerin İnternet kullanımı bile çok düşük iken çocuklarını olası risklere karşı nasıl bilgilendirecekler? Ailelerin genel önlemi “çocuğum İnternet başında çok durma”, “aman öyle kötü sitelere girme” şeklinde olabilir belki ama “sosyal ağlarda şu bilgilerini paylaşma” ya da “spam olan mailleri şöyle ayırdedebilirsin”, “şu web sitelerini ziyaret etme” gibi biraz İnternet okuryazarlığı gerektiren durumlarda yardımcı olamıyorlar. Tabi durumlar böyle olunca devlet eliyle bir bazı kısıtlamalar geliyor ki sempozyumun en çok tartışılan unsurlarından biri yine bu konuydu. Burada sorun edilen şey “evet çocuklarımız her istedikleri siteye giremesin ama bırakın bunu biz belirleyelim, devlet değil, üstelik nelerin kısıtlandığından da bihaberiz”. Ancak bu konuda ne söylenirse söylensin yine de “Güvenli internet erişimi özgürlüğün gereği olarak her toplumda sunulmalıdır” gibi bir ifade sonuç bildirgesinde yerini aldı.

Amerika ve Avrupa’nın 24 ülkesinde ise daha çok bilinçlendirme ve kendini kontrol mekanizması geliştirme çalışmalarına ağırlık veriliyor. Örneğin “resilience” Eylül’de İngiltere’de katıldığım EU Kids konferansında en fazla duyduğum kelimeydi, yani riskler zaten kaçınılmaz; önemli olan bu risklere ve hatta bunun sonucu yaşanacak zararlara karşı direnç kazanmak ve nasıl baş edileceğini bilmek. Amerika’da okul, akademi ile bilişim ve iletişim sektörü çocukları bilinçlendirmek amacıyla bir çok teşebbüste bulunuyor. Benzer şekilde Avrupa komisyonu da birkaç hafta önce tüm bilişim ve iletişim sektörüne yönelik bir deklarasyon yayınladı ve onlardan,

• Basit ve kapsamlı raporlama araçları

• Yaşa göre gizlilik ayarları

• Kapsamlı içerik sınıflaması yapma

• Aileler için kolay kullanılabilir kontrol araçlar

• Çocukları istismar eden içeriklerin etkin şekilde yok edilmesi

konularını ajandalarına eklemeleri talebinde bulundu (Tabi bu kısa sürede ne kadar uygulanabilir bilmiyoruz). Türkiye’nin henüz üye olmadığı InSafe hareketi ise yine Avrupa Birliği komisyonunun desteklediği bir proje olup, üye ülkelerde farkındalık merkezleri kuruyor. Bir de InHope var, bu da ülkelerde birer ihbar hattı kurmayı amaçlamış, Türkiye’de de zararlı olduğu düşünülen web sitelerini ihbar etmek için bir hat bulunuyor (http://www.ihbarweb.org.tr/). Bunun dışında çocuklar, aileler ve eğitimciler için bazı web siteleri var ancak pek tanıtımlarını göremiyoruz yani henüz ailelere ulaşılabilmiş değil. Ayrıca, aynı oturumda bizim sunumumuzdan sonra sözü alan yanımda InSafe Proje Yöntecisi Janice Richardson Türkiye’nin “Güvenli İnternet Günü” etkinliklerini son derece beğendiğinden bahsetti.

Oturum bitip fuayeye çıkınca bir MEB yetkilisi sessizce yanıma geldi ve “Türkan Hanım, Türkiye’de bilinçlendirme yapılmıyor diyorsunuz ama bizim yaptıklarımızı görmemişsiniz” dedi. Okulweb üzerinden çocukları bilinçlendirme amaçlı bilgiler koyulduğunu, ve çocukların İnternet güvenliği ile ilgili afişler geliştirdikleri söyledi. Ancak meb ile ilgili web sitelerini incelediğimde afişlerin 2007 yılında geliştirilmiş olduğunu gördüm. Dolayısı ile bir sürdürülebilirlik problemi var, ya da yapılan şeyler yeterince üzerinde durulmadığından gözden kaçıyor. Mevcut bilgilendirici bir kaç web sitesinden çoğumuzun haberi yok, değil ki öğrencilerin ailelerin haberi olsun. Şu anda MEB web sitesinde İnternet güvenliği ile ilgili ulaşılabilir olan tek şey, güvenli internet paketi reklamları. Bunun dışında bazı akademisyenlerin kendi projeleri çerçevesinde bazı internet güvenliği seminerleri verdiğini biliyoruz. Yani çabalar bireysel ve kısıtlı şekilde yapılıyor. Medya okuryazarlılığının bir devlet politikası olması gerekiyor, aksi halde bir sonraki nesil İnternet’te her gördüğüne – duyduğuna inanan, eleştirel bakamayan, İnternet yüzünden gerçek sosyal yaşamı zedelenen bireylerden oluşabilir.

DSC00719

İnet-tr Güzel İzmir’deydi

İzmir’in insanı karşılaması biraz soğuk; gri binalar, yığılmış atıklar, derme çatma evler Havalimanı -Basmane garı arasında… Alsancak – Konak civarındaki  düzenlemeler de olmasa İzmir’in herhangi bir Anadolu şehrinden farklı olmadığını düşünecektim. Diğer iki çalışma arkadaşımla beraber ılık ve yumuşak İzmir havasına ve denize hayran bir şekilde konferansın yapılacağı Atatürk Kültür Merkezi’ne ilerlerken, kültür merkezinin etrafını sarmış itfaiye ekibiyle karşılaştık. Meğer sabah çatıda yangın çıkmış ve konferans katılımcıları başka bir kültür merkezine alınmış. Mustafa Akgül’ün bol istatistikli açılış konuşması ve Nabi Avcı’nın anektodlarından sonra Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde devam ettik. Ege Üniversitesi’ne geçiş nedeniyle de program biraz aksadı.

Fatih projesinin “durumu” ve “nasıl olması gerektiği”ne dair ilk panelde her zamanki gibi “nasıl olması gerektiği” pek tartışılmadı, özellikle MEB’den Tunay Alkan’ın sunumunda herkesin merakla cevabını beklediği “Fatih projesi nedir, altyapısı nedir, neler planlandı, nasıl entegre edilecek” sorularının cevaplarından çok uzak bir şekilde, sadece neden Fatih projesine neden ihtiyaç var sorusu cevaplandı. Panele zaten Gazi Üniversitesi BÖTE’den Selçuk Özdemir’in zehir zemberek eleştirileri damgayı vurdu, deyim yerindeyse hepimiz şaşkınlıktan sus pus olduk. “Öncelikle belirtmeliyim ki, Fatih projesinin hiç bir zaman hayata geçeceğini düşünmüyorum” diyerek sözlerine başlayan Selçuk hoca sanırım biraz da eski deneyimlerinden kaynaklanan özgüvenle Fatih projesinin neden hayata geçirilemeyeceğini eski projelerin başarısızlıkları, öğretmenlerin hazır olmaması, sürdürülebilirlik sorunları ve genellikle akademik camianın sadece göstermelik olarak fikirlerinin alınması ile açıkladı. Genel olarak projenin hayata geçirilmesi konusunda soru soran öğrenci, öğretmen ve diğer akademisyenler arasında da ümitsizlik vardı, alışageldikleri sistemde böylesine büyük bir teknolojik entegrasyonun mümkün olamayacağı kanaatini yansıttılar tüm soruları ile. Aslında Fatih projesinin bir pilot çalışması niteliğindeki tüm okulların bilgisayar ve internetle donatılması projesinin ne kadar işe yaradığı analiz edilmeden yapılacak böylesine büyük bir yatırımın da atıl kalabileceği büyük bir ihtimal.. Yine umutsuz düşünmek istemiyorum, Tunay Alkan’ın da vurguladığı gibi onları kıyasıya eleştirirken, “MEB’in önerdiği projeleri etkin şekilde kullanması gereken öğretmenleri yetiştiren akademisyenler nerede?” sorusunu da cevaplamak gerek bütün sorularla birlikte (ama başka bir yazıda).  Aslında pek çok soru soruldu, her nedense sorular sorulduğu anda cevaplamaya izin vermedi oturum başkanı. Sunumların hemen ardından sorulara izin verimediğinden ve sunumlar bittiğinde de artık çok geç olduğundan, uçağa yetişmesi gereken MEB temsilcisi soruları cevaplamadan salondan ayrıldı, daha doğrusu hiç bir soru cevaplanmadı (çünkü soruların hemen hepsi Tunay Alkan’a sorulmuştu).

İkinci gün zaten dönmek de zorunda olduğumuzdan kendi sunumumuzun oturumu dışında sadece bir tanesinin bir kısmına girebildik. Çocukların çevrimiçi güvenliği konulu sunumuza İzmir İtalyan Lisesinden bir sınıf öğrenci de katıldı. Ancak akademik bir dille yapılan sunumların onları biraz (belki de fazlaca) yorduğunu kabul etmek gerek. Zaten sunumların hemen hepsi büyüklere, ailelere ve öğretmenlere hitaben öneriler içeriyordu, mecburen öneriler kısmında öğrenciler için de bazı öneriler getirmek icab etti. Sunumlar sona erdiğinde, akademik sunumlardan bunaldığını hissettiğim öğrenciler malesef bir de bazı politik atışmalara da şahit olmak durumunda kaldılar. MEB’in anket çalışmaları için araştırmacılara gereken izni vermemesi eleştirisine karşılık MEB’den bir yetkilinin karşı çıkması,  eski Uşak milletvekili olduğunu öğrendiğimiz (bütün milletvekillerimiz akademisyen galiba :))Osman Coşkunoğlu’nun zamanında çocukların internet güvenliği ile ilgili bir bilinçlendirme programını çalıştığı komisyona önerdiğini buna karşılık bilinçlendirme programlarının çok zaman alacağı öne sürülerekkısa süreli ama sürdürülmesi mümkün olmayan çözümler üretildiğini, savunduğu önerdiğinde  destek göremediğini söylemesi ve yine MEB’i eleştirmesi, ve sonrasında çıkan ikili tartışmalar sanıyorum öğrencileri oldukça şaşırttı. Bir öğretmenin Avrupa ile Türkiye çocuklarının verilerini karşılaştırmamızın ne kadar doğru olduğunu sorması sunumumuzla ilgili tek soruydu ancak İnternet kullanım yüzdelerinin az olmasını, Türkiye’deki çocukların sayısının çok fazla olması ya da bazı kaynaklardan yoksun olmaları ile açıklayabilesek de farklı imkanlara sahip çocuklar arasında bu tür bir karşılaştırma yapmamızda bir sorun yoktu diye düşünüyorum.  Sunumlarda genellikle metoda yönelik eleştiriler oldu (oluyor) çünkü metod eleştirilebilecek en somut nokta. Oysa sonuçlar ve bu sonuçları nasıl açıklayabiliriz,  buna binaen ne yapılabilir, ya da bu konu ile ilgili çalışmak isteyenler neler yapabilir, başka hangi konulara değinilebilir… gibi daha yapıcı sorularla güzel tartışmalar yapabiliriz ama çoğu kez bu mümkün olmuyor.

Konferansta son olarak da medya okuryazarlığı ile ilgili çok güzel bir oturuma katıldıktan sonra ayrılmak durumunda kaldık.  Yine medya okuryazarlığı konularında katılabilecek başka bir çok güzel oturumlar vardı ancak nedense bir çok konferansta olduğu gibi kendi sunumlarımız bitince dönme ihtiyacı duyduk diğer iki arkadaşımla beraber. Son olarak belirtmek gerekir ki, Ege Üniversitesi öğrencileri gerçekten güzel iş çıkardılar, konuklara büyük bir özveri ve güleryüzle yardımcı oldular ve arasıra çıkan aksaklıkları büyük bir hızla çözdüler. Üniversite öğrencilerinin bu tür organizasyonlarda deneyim kazanmasına gıpta ediyorum, ayrıca bu etkinliğe iştirak edip onların önlerini açan hocalarını da tebrik etmek gerekir.

DSC00659

XII. Ulusal Çocuk Forumu

UNICEF’in liderliğine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve TBMM’nin himayesinde düzenlenen XII. Ulusal çocuk forumu Ankara’da 21-23 Kasım tarihleri arasında yapıldı. Uzmanlar, bürokratlar ve akademisyenler ayrı, çocukların ayrı yerlerde bilgi ve iletişim teknolojilerinin getirdiği yenilik, riskler ve çözüm önerileri üzerinde bilgilendirildi ve çalıştı. Ben sadece yetişkinlerin katıldığı oturumlara katılabildim. Çokça filtrelemenin konuşulduğu bir sunum gününden sonra ikinci gün küçük çalışma gruplarında dijital teknolojileri yararları, riskleri ve önlemler üzerinde yapıcı ve uygulanabilir çözüm ve uygulama önerileri geliştirildi. Son gün ise iki gün boyunca yetişkinler ve çocukların toplantılarında ortaya çıkan sonuçlar TBMM’de sunuldu. Meclisteki toplantıya birçok milletvekilinin yanı sıra meclis başkanı Cemil Çiçek ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin de katıldı. Meclisteki sunumda bizim ortaya çıkardığımızın çok küçük bir özeti sunuldu, sanırım asıl hali de rapor olarak verilmiştir. Cemil Çiçek’in çocukların çevrimiçi güvenliği için bir meclis araştırma komisyonu kurma önerisi ise olumlu karşılandı ancak uygulamaya konulabilmesini umut ediyorum.


Toplantılarımızı özetlersek, filtre uygulamasının başlangıç gününe de denk gelen konferansta tabii ki çokça filtreleme konusu ele alındı, öyle ki TIB (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı)’den gelen her yetkili koşullanmışçasına ve ağız birliği etmişçesine benzer sorulara aynı açıklamayı yapmak zorunda kaldı. İlk gün Türkiye İnternet Kurulu Başkanı Serhat Özeren’in bulunduğu oturuma birçok basın yayın hazır bekledi, onun sunumu bittiğinde ise salonu boşalttılar, muhtemelen bir sonraki gün uygulamaya konulacak filtreleme ile ilgili bir açıklama beklemişlerdi. Yurt dışından gelen konuklar bu kadar politik ve teknik bir meseleye odaklanılmasına şaşırdılar biraz da.  Çünkü onlara (ve bana göre) bu toplantıda asıl konuşmamız gereken aile ve çocukları İnternetin daha etkin kullanılma biçimleri, karşılaşılabilecek farklı riskler ve risklere karşı bilinçlendirme yolları idi. Filtreleme teknik olarak bir kısıtlama getirse de, çocukların interneti çok farklı yerlerde kullandığı ve gerçekten her türlü riski önleyebilmesi mümkün değil. Bu nedenle ihtiyacımız olan şey teknik çözümlerden ziyade etkili yöntemlerin geliştirilmesi, ama uygulanmayacağını düşünmemizden midir bilmem genellikle teknik çözümleri pek bir benimsiyoruz. Belki de EU Kids Online projesinden gelen bir alışkanlığımıza binaen, en azından ben bütün muhtemel risklerden ve çözümlerden bahsedeceğimizi düşünmüştüm. Bazıları tartışıldı ancak çözüm önerileri genellikle aile ve çocuğun dışında bir yerlerin çabalarını gerektiriyordu.
Forumda benim gözlemlediğim bir diğer şey ise, birçok kurum iyi niyetle bir şeyler yapmaya çalışması ancak bariz bir koordinasyonsuzluk varoluşu. Pek çok “(neden) bize sorulmadan yapılmış”, “biz niye davet edilmedik” cümlesi geçti toplantılarda. Üstelik koordinasyonsuzluk ve farklı paydaşların birbirinden habersiz benzer işleri yapması bu kadar eleştirilmişken, her bir çözüm için birçok paydaş önerildi. Belki de bazı işlerde bu kadar ağır ilerlememizin nedeni de bu; çok iş var, yapılan çok şey var ama kimsenin birbirinden haberi yok. Bu nedenle, birçok paydaştan birçok iş istemek yerine, her birim işin bir kısmını yapabilse ve işbirlikli çalışılsa çok daha etkili olabileceğimizi düşünüyorum. Toplantılarda birçok STK’dan yeni haberdar olduk, bu nedenle EU Kids Online web sitemizde bu konu üzerinde çalışan uzman ve STK’ların isimlerini ve iletişim bilgilerini yayınlamayı önerdik. Böylece bu tür toplantılara davetiye gönderilirken bu listeden faydalanılabilir ve uzmanlar birlikte çalışmalar yürütebilirler.
Temel eğitim ve yoksunluklar sorunlarının yanında küçük görünse de, gelecek neslin psikolojik ve sosyal yönlerini etkileyecek bu meseleye dikkatle yaklaşılması gerekiyor. Sadece siber zorbalığın bile nasıl travmalara yol açabileceğini fark etmek sanırım daha gerçekçi çözümler için harekete geçmeyi zorunlu kılıyor.

EUKidsOnlineLogo

EU Kids Online Projesi

EU Kids Online Avrupa çapında çocukların İnternet güvenliği konusundaki farkındalığı arttırmak ve bu konuda politika geliştiricilere önerilerde bulunmak amacıyla yürütülen bir projedir. Proje üç aşamadan oluşmaktadır ve şu anda 3. aşaması gerçekleşmektedir. İlk iki aşamada yüzyüze yapılan anketlerle çocukların ve velilerin İnternet kullanım alışkanlıkları ve İnternet kullanırken karşılaştıkları risk teşkil edecek davranışları ortaya koyulmuş ve sonuçlar kamuoyu ile paylaşılmıştır. 3. aşamada ise daha çok nitel yöntemlerle derin analizler yapılması ve bu konuda yapılacak çalışmalar için daha etkili metodlar geliştirilmesi amaçlanmaktadır.

Proje sayesinde İnternet güvenliği ile ilgili pek çok önemli bilgiye bireysel olarak ulaşılmakla beraber, basın ve yayın organlarının da ilgisi sayesinde bilgi iletişim ve eğitim kurumları konu ile ilgili çalışmalar başlatmışlardır. Bu konuda özellikle Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) internet güvenliği ile ilgili farklı çalışmalara ve bu konuda bilgilendirici materyaller hazırlanmasına öncülük etmektedir. Günümüzde öellikle sosyal ağların yaygınlaşması ile (Türkiye Facebook kullanıcı sayısı bakımından dünyada 4. sırada bulunmaktadır (socialbakers.com)) sadece çocuklar değil genç ve yetişkinler de kişisel bilgileri ile ilgili riskler altındadırlar. Bunların başında kişisel bilgilerin istismarı ve siber zorbalık gelmektedir. Bu tür risklere karşı kişilerin kendilerini korumalarına yönelik farkındalık çalışmalarının yapılması ve gereken bilgilendirici çalışmalara başlanması gerekmektedir. Bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı’nın müferadatta bazı düzenlemeler yapması da gerekmektedir. Örneğin bilgi ve iletişim derslerindeki müfredat internet güvenliği, kişisel bilgilerin korunması, internet etiği ve hukuku gibi bir çok yararlı bilgi ile yeniden düzenlenebilir.

Projenin Türkiye’deki ekibi olarak bizler de bu konuda farkındalık oluşturmak isteyen her türlü bilgi ve iletişim kurumuna yeni fikiler geliştirmeleri konusunda yardımcı olmaya çalışmaktayız Proje ile ilgili daha fazla bilgi için http://eukidsonline.metu.edu.tr/ ziyaret edilebilir. Burada son yapılan anket çalışmasına dair bulgular incelenebilir. Ayrıca projenin ana sayfasında yine bir çok rapor ve dokumana ulaşılabilir: http://www2.lse.ac.uk/media@lse/research/EUKidsOnline/Home.aspx

Go to Top