Posts tagged güvenli internet

IMG-20131224-WA0015

Sosyal Medyanın Yeniden Keşfi

Öncelikle şu ayrımı yapmak gerekiyor sosyal medya ve sosyal ağlar aynı şeyler değil. Önce sosyal medya vardı, hani Web 2.0 ile gelen. “Kullanıcıların kendi oluşturdukları içerikler”di sosyal medya. Bloggerlar bir anda türedi, sonrasında video ve resim paylaşım alanlarında patlama yaşandı. Bunların hepsi insanların iletişim ihtiyacının bir sonucuydu ve dijitalleşen yaşamda önemli bir iletişim boşluğunu doldurdu. Daha sonra sosyal ağlar yaygınlaştı. Artık başkalarının paylaştıklarını tek bir pencerede görme imkanı doğunca o emek emek oluşturulan bloglar yerine daha kısa, daha hazır mesajları paylaşmak cazip gelmiş olmalı ki, Amerika’da 2006’da %28 olan blogger oranı 2009’da %14’e düştü. Paylaşım paylaşımı getirdiği için dakikalar içinde binlerce kişiye ulaşmak daha kolay hale geldi. Bu çığ gibi kontrolsüz büyüme tabi ki bir yerde bir sosyal sorun olarak karşımıza çıkmak zorundaydı!

Sosyal medyanın ve sosyal ağların gücünü farketmekte çok geç kalmış olsak da son zamanlardaki olaylar öylesine bir “sosyal medya bizim hayatımıza neler getiriyor” telaşı uyandırdı ki şu ara her hafta bunun üzerine bir etkinlik var. Bizler, “çocuklar sosyal ağlarda neler yapıyorlar, kişisel bilgilerini nasıl koruyorlar” noktasındayken Kayseri Öğretmenevi’nde yaptığım sunumdan sonra öğretmenlerin dile getirdiği şeylerden büyüklerin endişelerinin bunun çok ötesinde olduğu anlaşılıyor. EU Kids, BTK ile yaptığımız sosyal ağlar çalışması ve Erzurum’da yürüttüğümüz güvenli internet araştırmalarının sonuçlarını harmanladığım sunumumda daha çok öğretmenlerin çocuklara hangi konularda yardımcı olabileceklerini vurgulamaya çalıştım. Ancak öğretmenler için sosyal medya toplumu nasıl etkiliyor, sosyal medya çocukları bir yerlere sürüklüyor mu, sosyal medya bizim takip edilmemize mi neden oluyor, yasal sorumluklar neler, bu kadar gerçek dışı haber dolaşırken hangisine inanacağız gibi konular merak ediliyordu. Ve açıkçası bütün bunlar için henüz net bilgilere sahip değiliz. Bir öğretmenin ısrarla çok farklı kaynaklarda çok farklı bilgiler oluyor hangisine inanacağız konusunda bir formül arayışı karşısında sanırım söylenebilecek şey “sadece gördüğünüz herşeye inanmamanız ve sabredip sonucu görmeniz konusunda bilinçli olmanız gerekiyor”.

sosyalmedyaPanel

Avukat Tuğsan Yılmaz, Uluslararası Sosyal Medya Derneği Genel Sekreteri Salih Çaktı, Yen Yüzyıl Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Doç. Dr. Kamile Akgül, Erciyes Üniversitesi Hukuk fakültesinden Yrd. Doç. Dr. Fatih Birtek ile beraber yaptığımız sunumlarda işin hukuki boyutu izleyiciler için daha fazla etki bıraktı denilebilir. Kırşehir’den sonra Kırıkkale Üniversitesi’ndeki sunumlar ise iletişim fakültesindeki öğrencilere yapıldığından onlar için genel olarak medyanın etkisi konusunda beklenti içindeydiler. Tabi sunumu yapan bizler her seferinde hedef kitle değiştiğinden sunumlarda biraz zorlandık. Genel olarak her kesim biraz bilgi kirliliğinden, sosyal medyanın gücünden ve insanlar üzerindeki etkisinden tedirgin hale gelmiş durumda.

IMG-20131224-WA0015

Durum böyle olunca yeni bir araştırma ajandası geliştirme ihtiyacı hissettim. Son günlerde Facebook sosyolojisi üzerine çalışıyoruz BAP projesindeki arkadaşlarımla. Hani şu “neden benim eklediğim hiç bir şeye yorum yazmıyor” diyerek bozulan arkadaşlıklar, facebooku artık gönderme yapma platformuna dönüştürme alışkanlıkları gibi konular bu çalışmanın kapsamında. Bunun yanı sıra sosyal medyanın kişileri etkileme gücü, sosyal medya ile değişen inançlarımız, sosyal medya ile ilgili tedirginliklerimiz de yeni ajandada yer alacak. Bu açıdan Ocak ayının ortalarında Abant’ta yapılacak olan “Bilinçli İİnternet Kullanımı ve Teknoloji Bağımlılığı” çalıştayında yer alacağım “Dijital Hak ve Sorumluluklar Çalışma Grubu”ndan da yeni ajandalar çıkacağı kanaatindeyim. Bu iki etkinlik sayesinde gelecek dönem vereceğim Sosyal Medya ve Etkileri isimli yüksek lisans dersi için de bir çerçeve çizmeyi umuyorum. Dersi de her hafta bir çalıştay olacak şekilde planlıyorum. Çünkü şu aşamada bilgiden ziyade açıklığa kavuşturulması gereken sorular var elimizde. Bu soruları çalıştaylarla bilgiye dönüştürmek gerekiyor.

sempozyum

Uluslararası Risk Altında ve Korunması Gereken Çocuklar Sempozyumu

Ankara’yı ve ODTÜ’yü çook özlemişim… Ama o trafik de neydi öyle, Çukurambar’dan Mariott Otel’e giden 1.5 km’lik yolu yarım saatte aldık sabahın 8:30’unda. Organizatörler Emniyet birimleri olunca. 4. Uluslararası Risk Altında ve Korunması Gereken Çocuklar Sempozyumu’a katılım da hayli yüksekti. İlköğretim öğrencilerinin hazırladığı İnternet güvenliğine dair afişlerin donattığı fuayeye sığmak pek mümkün olmadı doğrusu. Katılımcıların büyük çoğunluğunun emniyet mensubu olduğu sempozyumda iki temel konu çerçevesinde sunumlar yapıldı. Emniyet birimlerinden yapılan sunumlarda çocukların çok ciddi şekilde maruz kaldığı çocuk istismarı, kaçırılması, ya da dolandırıcılık gibi emniyet birimlerinin birebir takip ettiği sorunlara ilişkin konular da ele alındı. Diğer bir konu ise daha çok eğitim ve psikoloji uzmanlarının üzerinde durduğu siberzorbalık, internet bağımlılığı, sosyal ağlarda güvenlik sorunlarını kapsayan sorunlardı. İlk oturumda hep psikologlar olduğundan konular genellikle İnternet bağımlılığına yönelikti ve bu oturumda “eyvah bu İnternet’le nasıl baş edeceğiz” tedirginliği oluşturan bir hava vardı . Özellikle Prof. Dr. Bengi Semerci’nin bir çocuk tarafından kendisine gönderilen bizimle paylaştığı bir e-maili ve hele Prof. Dr. Nevzat Tarhan İnternet’i evin yeni reisi olarak adlandırdığı karamsar tabloyu gören veliler çocukları İnternet’te uzun zaman geçiriyorsa muhtemelen soluğu psikologlarda almışlardır.

İkinci gün sabah oturumundaki sunumumuzda öncelikle sosyal ağlarda Türkiye, Avrupa (24 ülke) ve Amerika’daki çocukların davranışlarına ve ülkelerin İnternet risklerine karşı aldığı önlemlere odaklandık. EU Kids projesinde ortaya çıkan sonuçlara bakılınca çok da korkacak bir şey yok gibi geliyor, siber zorbalık oranı Türkiye’de %3ler seviyesinde, pornografik görüntü gördüğünü söyleyen çocuklar %15’i geçmiyor, hele İnternet’te yaşadığı bir sorun nedeniyle rahatsız olan çocuk sayısı çok çok daha az. Gerçi araştırmaların sonuçları da birbirinden çok farklılık gösterebiliyor. Başka bir sunumda çocuklarda siberzorbalık oranının %48 olduğunu gördüm. İster istemez dinleyicilerin kafası karışabiliyor ve bazı eleştiriler geliyor bu farklı rakamlara, fakat sorunun şekli ve örneklem de önemli. Bizim çalışmamızda soru şeklimiz çocuğun İnternet üzerinden kırıcı ve kötü bir davranışa uğrayıp uğramadığı gibi tek bir soru idi. Oysa siber zorbalık pek çok şekilde yapılıyor örneğin bir başkasının resmini izni olmadan yayınlamak, istemediği bir bilgiyi paylaşmak gibi, internet üzerinden hakaret etmek, aşağılamak, tehdit edici ifadeler kullanmak, görmek istemediği türden bilgi ve resimleri göndermek gibi. Pek çok çocuğun bunlardan herhangi birini yaşamış olabileceği düşünüldüğünde toplam sayının yüksek olması normal. Bir de küçük çocuklarda sosyal ağ kullanımı çok fazla, özel bilgi paylaşımı da. Bunun bir çok risk getirisi olabilir belki ama bunun kötü sonuçlarını yaşamış olduğunu söyleyen çocuk sayısı çok fazla değil, ya da bu ortamlarda yaşadıkları sorunların farkında değiller. Paylaşılan onca durum, resim ya da özel bilgilere rağmen, Türkiye’de sosyal ağ kullanan çocukların sadece %6’sı paylaştığı bir şey nedeniyle pişman olduğunu ifade ederken Amerika’da bu oran %75’in üzerinde (Cox Araştırması, 2009).

Yaşanabilecek olası zararlara karşı her yerde çocukları çözüm önerileri “aile ve okulda bitiyor” da, ailelerin İnternet kullanımı bile çok düşük iken çocuklarını olası risklere karşı nasıl bilgilendirecekler? Ailelerin genel önlemi “çocuğum İnternet başında çok durma”, “aman öyle kötü sitelere girme” şeklinde olabilir belki ama “sosyal ağlarda şu bilgilerini paylaşma” ya da “spam olan mailleri şöyle ayırdedebilirsin”, “şu web sitelerini ziyaret etme” gibi biraz İnternet okuryazarlığı gerektiren durumlarda yardımcı olamıyorlar. Tabi durumlar böyle olunca devlet eliyle bir bazı kısıtlamalar geliyor ki sempozyumun en çok tartışılan unsurlarından biri yine bu konuydu. Burada sorun edilen şey “evet çocuklarımız her istedikleri siteye giremesin ama bırakın bunu biz belirleyelim, devlet değil, üstelik nelerin kısıtlandığından da bihaberiz”. Ancak bu konuda ne söylenirse söylensin yine de “Güvenli internet erişimi özgürlüğün gereği olarak her toplumda sunulmalıdır” gibi bir ifade sonuç bildirgesinde yerini aldı.

Amerika ve Avrupa’nın 24 ülkesinde ise daha çok bilinçlendirme ve kendini kontrol mekanizması geliştirme çalışmalarına ağırlık veriliyor. Örneğin “resilience” Eylül’de İngiltere’de katıldığım EU Kids konferansında en fazla duyduğum kelimeydi, yani riskler zaten kaçınılmaz; önemli olan bu risklere ve hatta bunun sonucu yaşanacak zararlara karşı direnç kazanmak ve nasıl baş edileceğini bilmek. Amerika’da okul, akademi ile bilişim ve iletişim sektörü çocukları bilinçlendirmek amacıyla bir çok teşebbüste bulunuyor. Benzer şekilde Avrupa komisyonu da birkaç hafta önce tüm bilişim ve iletişim sektörüne yönelik bir deklarasyon yayınladı ve onlardan,

• Basit ve kapsamlı raporlama araçları

• Yaşa göre gizlilik ayarları

• Kapsamlı içerik sınıflaması yapma

• Aileler için kolay kullanılabilir kontrol araçlar

• Çocukları istismar eden içeriklerin etkin şekilde yok edilmesi

konularını ajandalarına eklemeleri talebinde bulundu (Tabi bu kısa sürede ne kadar uygulanabilir bilmiyoruz). Türkiye’nin henüz üye olmadığı InSafe hareketi ise yine Avrupa Birliği komisyonunun desteklediği bir proje olup, üye ülkelerde farkındalık merkezleri kuruyor. Bir de InHope var, bu da ülkelerde birer ihbar hattı kurmayı amaçlamış, Türkiye’de de zararlı olduğu düşünülen web sitelerini ihbar etmek için bir hat bulunuyor (http://www.ihbarweb.org.tr/). Bunun dışında çocuklar, aileler ve eğitimciler için bazı web siteleri var ancak pek tanıtımlarını göremiyoruz yani henüz ailelere ulaşılabilmiş değil. Ayrıca, aynı oturumda bizim sunumumuzdan sonra sözü alan yanımda InSafe Proje Yöntecisi Janice Richardson Türkiye’nin “Güvenli İnternet Günü” etkinliklerini son derece beğendiğinden bahsetti.

Oturum bitip fuayeye çıkınca bir MEB yetkilisi sessizce yanıma geldi ve “Türkan Hanım, Türkiye’de bilinçlendirme yapılmıyor diyorsunuz ama bizim yaptıklarımızı görmemişsiniz” dedi. Okulweb üzerinden çocukları bilinçlendirme amaçlı bilgiler koyulduğunu, ve çocukların İnternet güvenliği ile ilgili afişler geliştirdikleri söyledi. Ancak meb ile ilgili web sitelerini incelediğimde afişlerin 2007 yılında geliştirilmiş olduğunu gördüm. Dolayısı ile bir sürdürülebilirlik problemi var, ya da yapılan şeyler yeterince üzerinde durulmadığından gözden kaçıyor. Mevcut bilgilendirici bir kaç web sitesinden çoğumuzun haberi yok, değil ki öğrencilerin ailelerin haberi olsun. Şu anda MEB web sitesinde İnternet güvenliği ile ilgili ulaşılabilir olan tek şey, güvenli internet paketi reklamları. Bunun dışında bazı akademisyenlerin kendi projeleri çerçevesinde bazı internet güvenliği seminerleri verdiğini biliyoruz. Yani çabalar bireysel ve kısıtlı şekilde yapılıyor. Medya okuryazarlılığının bir devlet politikası olması gerekiyor, aksi halde bir sonraki nesil İnternet’te her gördüğüne – duyduğuna inanan, eleştirel bakamayan, İnternet yüzünden gerçek sosyal yaşamı zedelenen bireylerden oluşabilir.

DSC00659

XII. Ulusal Çocuk Forumu

UNICEF’in liderliğine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve TBMM’nin himayesinde düzenlenen XII. Ulusal çocuk forumu Ankara’da 21-23 Kasım tarihleri arasında yapıldı. Uzmanlar, bürokratlar ve akademisyenler ayrı, çocukların ayrı yerlerde bilgi ve iletişim teknolojilerinin getirdiği yenilik, riskler ve çözüm önerileri üzerinde bilgilendirildi ve çalıştı. Ben sadece yetişkinlerin katıldığı oturumlara katılabildim. Çokça filtrelemenin konuşulduğu bir sunum gününden sonra ikinci gün küçük çalışma gruplarında dijital teknolojileri yararları, riskleri ve önlemler üzerinde yapıcı ve uygulanabilir çözüm ve uygulama önerileri geliştirildi. Son gün ise iki gün boyunca yetişkinler ve çocukların toplantılarında ortaya çıkan sonuçlar TBMM’de sunuldu. Meclisteki toplantıya birçok milletvekilinin yanı sıra meclis başkanı Cemil Çiçek ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin de katıldı. Meclisteki sunumda bizim ortaya çıkardığımızın çok küçük bir özeti sunuldu, sanırım asıl hali de rapor olarak verilmiştir. Cemil Çiçek’in çocukların çevrimiçi güvenliği için bir meclis araştırma komisyonu kurma önerisi ise olumlu karşılandı ancak uygulamaya konulabilmesini umut ediyorum.


Toplantılarımızı özetlersek, filtre uygulamasının başlangıç gününe de denk gelen konferansta tabii ki çokça filtreleme konusu ele alındı, öyle ki TIB (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı)’den gelen her yetkili koşullanmışçasına ve ağız birliği etmişçesine benzer sorulara aynı açıklamayı yapmak zorunda kaldı. İlk gün Türkiye İnternet Kurulu Başkanı Serhat Özeren’in bulunduğu oturuma birçok basın yayın hazır bekledi, onun sunumu bittiğinde ise salonu boşalttılar, muhtemelen bir sonraki gün uygulamaya konulacak filtreleme ile ilgili bir açıklama beklemişlerdi. Yurt dışından gelen konuklar bu kadar politik ve teknik bir meseleye odaklanılmasına şaşırdılar biraz da.  Çünkü onlara (ve bana göre) bu toplantıda asıl konuşmamız gereken aile ve çocukları İnternetin daha etkin kullanılma biçimleri, karşılaşılabilecek farklı riskler ve risklere karşı bilinçlendirme yolları idi. Filtreleme teknik olarak bir kısıtlama getirse de, çocukların interneti çok farklı yerlerde kullandığı ve gerçekten her türlü riski önleyebilmesi mümkün değil. Bu nedenle ihtiyacımız olan şey teknik çözümlerden ziyade etkili yöntemlerin geliştirilmesi, ama uygulanmayacağını düşünmemizden midir bilmem genellikle teknik çözümleri pek bir benimsiyoruz. Belki de EU Kids Online projesinden gelen bir alışkanlığımıza binaen, en azından ben bütün muhtemel risklerden ve çözümlerden bahsedeceğimizi düşünmüştüm. Bazıları tartışıldı ancak çözüm önerileri genellikle aile ve çocuğun dışında bir yerlerin çabalarını gerektiriyordu.
Forumda benim gözlemlediğim bir diğer şey ise, birçok kurum iyi niyetle bir şeyler yapmaya çalışması ancak bariz bir koordinasyonsuzluk varoluşu. Pek çok “(neden) bize sorulmadan yapılmış”, “biz niye davet edilmedik” cümlesi geçti toplantılarda. Üstelik koordinasyonsuzluk ve farklı paydaşların birbirinden habersiz benzer işleri yapması bu kadar eleştirilmişken, her bir çözüm için birçok paydaş önerildi. Belki de bazı işlerde bu kadar ağır ilerlememizin nedeni de bu; çok iş var, yapılan çok şey var ama kimsenin birbirinden haberi yok. Bu nedenle, birçok paydaştan birçok iş istemek yerine, her birim işin bir kısmını yapabilse ve işbirlikli çalışılsa çok daha etkili olabileceğimizi düşünüyorum. Toplantılarda birçok STK’dan yeni haberdar olduk, bu nedenle EU Kids Online web sitemizde bu konu üzerinde çalışan uzman ve STK’ların isimlerini ve iletişim bilgilerini yayınlamayı önerdik. Böylece bu tür toplantılara davetiye gönderilirken bu listeden faydalanılabilir ve uzmanlar birlikte çalışmalar yürütebilirler.
Temel eğitim ve yoksunluklar sorunlarının yanında küçük görünse de, gelecek neslin psikolojik ve sosyal yönlerini etkileyecek bu meseleye dikkatle yaklaşılması gerekiyor. Sadece siber zorbalığın bile nasıl travmalara yol açabileceğini fark etmek sanırım daha gerçekçi çözümler için harekete geçmeyi zorunlu kılıyor.

Go to Top