Posts tagged mersin

BalkondanDeniz

Yeni bir tebdil-i mekan

Önceki yazıda hiç belirtmedim ama işler kesinleştiği için artık bahsedilebilir. Bir süredir Atatürk Üniversitesi’ne geçiş işlemlerim sürüyordu, tabi ki prosedürler formalitelerle nihayet sonuçlanmak üzere. Mersindeki ılık ve sakin geçen iki aydan sonra, şimdi çok yoğun bir dönem beni bekliyor, bundan sonra yazacak daha çok şey olacak. Şu kısacık zamanda, gideceğim ihtimali yüzünden kendimi bu sevimli şehre alıştırmamaya çalıştım, ama her sabah kahvaltı ederken evin penceresinden izlediğim şu alttaki manzarayı en çok özleyeceğim şeyler listesinde ilk sıraya koyuyorum.

DSC00646

Tebdil-i Mekan

Ankara’dan mı yoksa ODTÜ’den mi ayrıldığıma üzüldüğümün ayırdına varamadım bu günlerde. O her zamanki gibi bitmez denilen zamanlar bitti ve şimdi yolculuğa başka bir istikamette devam edeceğim. 12 yıllık Ankara macerama başlarken Konya yolunun kenarında anne ve babamı AŞTİ dolmuşuna bindirip sonra da hayatta ilk kez başka bir şehirde yalnız kalmanın getirdiği heyecanla arkamı dönmüş, kollarımı iki yana açmış ve “Hey gidi Ankara bakalım seninle neler yaşayacağız” demiştim, hem de sesli! Şimdi onca anıyı bavullara sığdıramasam da bir türlü yerleşik hayata geçmediğim Ankara’dan bir kaç bavulla ayrılıyorum (daha doğrusu yazıya Mersin’de devam ediyorum).

Ankara’daki maceram Gazi’de başlamıştı, ama en uzun zamanı ODTÜ’de geçirdim, tam 8 yıl. Mezun olmadan önce de ODTÜ kampüsünde yaşamayı ve aslında gözümde çok büyüttüğümü farkettiğim doğasiyla (Amazon ormanıyla karşılaşacağımı umuyordum sanırım :) başbaşa yürüyüş yapmayı hayal ederdim. İşte bu yüzden belki ODTÜ dendiğinde aklıma ilk önce kuru yapraklar gelecek çünkü en güzeli sonbaharda yürüyüş yapmaktı ODTÜ’de. Diplomamı alırken verilen Kemal Kurdaş’ın ODTÜ Yıllarım Kitabının içine, daha başka kitapların arasında kuruttuğum bolca kuru yaprak ve çiçeği yerleştirdim. Sığmadıkları için küçük kutulara da koydum bu kurulardan, şimdiye kadar onları tabloya dönüştürmek mümkün olmadı, ama hep aklımda. ODTÜ bence sonbaharda en güzel, ilkbaharda yeşilin her tonu olmayabilir ama sarı ve kırmızının her tonu var sonbaharda. Bu güzel kampüs olmasa belki de yaşam bu kadar kolay ve güzel görünmeyecekti bunca zaman.

Peki neyi özleyeceğim? Aslına bakılırsa şu son zamanların koşturmasından bunu düşünmeye bile vakit kalmadı, uzun yürüyüşlerde o sakinlik ve dinginliği özleyeceğimi düşünürdüm. Hele ki yaz okulunun da bittiği o ıssız kampüsü, bir dut ağacının dallarıyla sarmalanmış penceremi, arasıra gördüğüm tilkileri, akşam üstüleri topladığım faydalı bitkileri, neredeyse herkesin birbirini tanıdığı kampüs ringlerini özleyeceğim o kesin.  ODTÜ benim sadece okulum değil, 8 yıldır evimdi aynı zamanda, o nedenle kampüs dışında bir yaşam zor geliyor şu anda ve özlenecekler listesi uzuyor. E bir de dostlar var tabii ki, ama üniversite ortamı o kadar dinamik ki, herkes bir yerlerde şimdi. Yani geride kimseyi de bırakmıyoruz, hatta gidenler gittiği için, gitmek istiyor insan. Konferanslarda buluşma sözleri vererek vedalaşıyoruz.

Ve öylesine karlı bir günde vedalaştım ki ODTÜ’yle, dışarı çıktığımda zihnime yerleşen son resmi makine ile çekmek istedim ancak valizleri kapıya taşıma telaşından unutuverdim. Üstelik takside ODTÜ’deki son turumu yaşarken acaba AŞTİ’ye yetişebilecek miyiz endişesinden penceredeki güzel manzaranın da tadını çıkaramadım:(

Son bir anektod var yazmak istediğim. Doktoraya başvururken farklı üniversitelerden kalabalık bir akademisyen grubu mülakatlarımıza katılmıştı, bir soru kaldı aklımda “akademisyenliğin o zorlu yolculuğuna hazır mısın, bu gücü kendinde görüyor musun” idi. Soruyu tam da kavramamış olacağım ki cevaben “zaten kolayı hiç sevmem, üniversite yaşamımda da sadece derslerle yetinmedim hep daha fazlasını öğrenmek için uğraştım” demiştim. Gülümsemeli bir baş sallama işaretinden sonra soru ile ne kastettiğini açmamıştı hoca. Bense güzel cevap verdiğimi düşünerek gülümsemiştim. Oysa benim yaptığım sadece iyi bir öğrenci olmaktı; akademisyenliğin bir hayat şekline dönüşmesi, ve nice kere insanın kendinden ve çevresinden fedakarlıklar etmesi, bazen emek verilen onca şeyin çöpe atılmasıyla başlıyordu o yolculuk ve kimbilir bundan sonra nasıl devam edecek…İnsan ne ile karşılacağını bilmemenin verdiği tedirginlik içinde olsa da, yeni bir şehir, yeni bir çalışma ortamına geçiyor olmak da mutluluk ve heyecan verici…

Go to Top